ERENDİZ ATASÜ’NÜN “DÜN VE FERDA” ROMANI ÜZERİNE

FERDA OLUMSUZ BİR FEMİNİST Mİ, BAŞARISIZ BİR SOSYALİST Mİ YOKSA SADECE BİR İNSAN MIYDI?

1947 Ankara doğumlu yazar ve akademisyen Erendiz Atasü, feminist bir yazar olarak öykü ve romanlarıyla tanınmaktadır. Atasü, eserleriyle önemli edebiyat ödülleri kazanmış başarılı bir yazardır. 1981’den beri öyküleriyle edebiyat dünyasında yer alan Atasü’nün ilk romanı 1996 yılında yazdığı “Dağın Öteki Yüzü”dür. Bu romanla Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Ayrıca, 1982 yılında “Kadınlar da Vardır” öykü kitabıyla Akademi Kitabevi Öykü Birincilik Ödülü, 1997’de “Taş Üstüne Gül Oyması” ile Yunus Nadi Öykü Ödülü, 1998’de yine “Taş Üstüne Gül Oyması” ile Haldun Taner Öykü Ödülü, ve 2010’da “Hayatın En Mutlu Anı” eseriyle Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü ile 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanmıştır.

Erendiz Atasü, edebiyatımızda öykü ve roman yazan ancak pek tanınmayan bir yazardır. Eserlerinde feminizm izleri bulunmaktadır. “Dün ve Ferda”da, feminist bir karakter yaratmış olsa da sosyalizmin sınırlarında dolaşan bir kadın tasvir etmiştir. Ferda, her türlü özgürlüğe sahip bir erkeğin yanında yer alan feminist bir kadındır fakat haklarını elde ederken mücadele eden biri olarak gösterilmez. Atasü, Ferda’nın feminist yönünü çok vurgulamamaktadır.

Ferda, romanda yaşadıkları ve bu durum karşısındaki tutumu ile bir insan olarak ayakta kalma çabasını gösterir. Daha basit bir ifadeyle, Ferda’nın sosyalist veya feminist kimliği değil, kadın olarak yaşamının zorlukları ile başa çıkma çabası ön plandadır.

Gelecek anlamına gelen Ferda, romanın ana karakteridir. Eserde Ferda’nın geçmişi ve geleceği arasında bağlantılar kurulmakta ve başına gelenler anlatılmaktadır. Eczacılık Fakültesi’nden mezun olan Ferda, 21 yaşında üniversiteyi bitirip, hocası Hürriyet Berkman’ın desteğiyle asistanlığa başlar. Kazım Beyazıt ile Hürriyet Berkman arasında sürekli ideolojik anlaşmazlıklar bulunmaktadır; Hürriyet Berkman Türkiye İşçi Partisi’nin destekleyicisi ve sosyalizm sempatizanıdır, bu yüzden Kazım Beyazıt ile çatışma halindedir.

Ferda, babası bozuk sicil nedeniyle ordudan atılan bir subayın kızıdır. Güçlü, zeki, asi ve başına buyruk bir kadındır. Üniversitede asistan olarak çalışması, onun için büyük bir özgürlük olarak görülür. Ancak, bu macerası uzun sürmez. Ferda, üç yıl boyunca hocası Hürriyet Berkman’ın karşısında olan Kazım Beyazıt ile gizli bir ilişki yaşar ve bu durum üniversite hayatını olumsuz etkiler. Bu süreçte Ferda, siyasi hayatına da devam etmektedir.

Kazım Beyazıt ve Ferda, fakültedeki ilişkiyi Ferda’nın arkadaşının evine taşırlar. Bu sırada Kazım’ın oğlu Selim kayıptır. Polis, Selim’i ararken Kazım’ı Ferda ile bulur. Bu evin siyasi amaçlı kişiler tarafından kullanılması polisi şüphelandırır. Kazım’ı sorgulayan polis, Selim’in öldüğünü öğrenir ve Ferda’nın siyasi eylemlerde bulunduğuna dair endişelerini dile getirir. Ferda, Kazım’ın ihanetine uğramıştır ve bu durum, onun devrimle bağlantısını keser; Kazım, Ferda’yı sadece cinsel obje olarak kullanmıştır.

Ferda, Kazım Beyazıt’ın ihbarından sonra dört ay hapiste kaldıktan sonra Özdemir’le tanışıp Almanya’ya sığınır. Uzun bir süre Almanya’da yaşadıktan sonra, 1990’ların başında Türkiye’ye döndüğünde birçok şeyin değiştiğini görürler. Çok yönlülük ve çeşitlilik karşısında şaşırırlar. Dünya, umduklarından çok farklıdır. Kendilerini dünyaya uydurmaya çalışırlar ama başarılı olamazlar. Sadece onlar değil, kimse başarılı olamaz.

Ferda, olumsuz bir feminist olmasına rağmen başarısız bir sosyalistti. En önemlisi, o bir insandı. Hayatla başa çıkmak kolay mıydı? Ferda’nın yaşadıkları, onun kuşağındaki sosyalist kadınların yaşadıklarıyla benzerdi. Ferda, birçokları gibi yenilgiyi kabul etmemişti; ama siyasi mücadeleye giren sosyalist kadınların kaybedenlerinden biriydi.

“Dün ve Ferda”, hayattaki her şeyin kaybolan heyecanla anlamsızlaştığı bir roman. Aşk, cinsellik ve devrim gibi konular, zamanla o kadar basit hale geliyordu ki… Ferda, terk edilmenin acısını bir kenara bırakarak ilk aşkını ve Kazım Beyazıt’la yaşadığı anıları unuttu. Sosyalist bir kadına, sosyalizm karşıtı Kazım Beyazıt ile yaşanan bir aşk yakışır mıydı? Eğer bir erkek bunu yaşıyorsa, bir kadın neden yaşayamazdı? O, feminist bir kadındı.

Erendiz Atasü, bu romanında herkesin insan olduğunu ve insanın doğası gereği eksik ve zayıf olduğunu göstermeye çalışıyor. Hayat, Ferda’ya devrim ve sosyalizm hedefini unutturdu; o koşullara uyduğunu söylese de, gençliğindeki aşkı ve devrimi zamanla kaybetti. Kazım Beyazıt ile ilişkisi, geçmişteki terk edilmeden kaynaklanan bir hınçtı. Bu durumu değiştirip unutabilecek miydi? Ferda, geçmişle yüzleşmeden ve dünü unutmadan bu küçük oyunları oynamak zorundaydı; aksi takdirde hayata nasıl devam edebilirdi?

Hayat, kaybolan heyecanlardı. İlk aşkta ve cinsellikteki heyecan bir daha gelmeyecekti. İnsan, yaşamak zorunda olan bir robota dönüşecekti. Duygularla yaşanamazdı. Ferda, giderek duygusuz olmaya başladı. Sorun sistemde ya da siyasal düzende değildi; sorun hayatın varlığındaydı. Ferda neden sosyalistti, Kazım Beyazıt neden İlim Yayma Cemiyeti’ni destekliyordu? Bu tarafları kim seçti ya da neye göre seçmişlerdi? Dünya görüşleri farklıydı ama cinsel dürtüleri onları birleştirmişti, hem de üç yıl boyunca. Bu ilişki, Ferda’nın ilkelerine aykırı değildi. Hocasının fikir düşmanı Kazım Beyazıt ile birlikte olması, hocasına ihanet değil miydi? Ferda, geleceğe taşınmak için bu hataları yapmalıydı. Bazen hata yapmak, bazı şeyleri unutmak için basit ama etkili bir yol olabilirdi. Ferda, nihayetinde bir insandı.

Kazım Beyazıt, oğlu Selim’i solculara kaptırmanın acısını Ferda’yı ihbar etmekle çıkarmadı mı? Kazım Hoca da sonuçta bir insandı. Ferda’nın dediği gibi, hayat bir çelişkiydi; Marx da buna haklıydı. İnsan, anlık hareket eden ikiyüzlü bir varlıktı.

Ferda, 1960 ya da 1980 kuşağı sosyalizmin ya da başka bir siyasi yapının peşinde koşarak ne kazandı? Sonuçta kazanan kapitalizm oldu…

Dört aylık hapis cezası, Almanya’ya kaçış ve işini kaybetmesi, Ferda’yı zor duruma soktu. Atasü, başarısız bir feminist karakteriydi, bu da gösteriyordu ki feminist kadınlar ne kadar özgür görünseler de başarısız olabilirlerdi. Sonuçta insan olmak bir bakıma başarısız olmaktı. Ferda Türkiye’de kalsa ve davasının peşinde koşsaydı, ne olacaktı? Bir bilinç mi uyandıracaktı yoksa kaybolup gidecek miydi? İnsan ne yaparsa yapsın açmazlarla dolu, çoğu zaman zor durumda kalan bir varlıktı ve ayakta kalmak için vazgeçmeyi öğrenmeliydi. Aşk, nefret ya da devrim hepsi aynıydı. “Dün ve Ferda” sadece başarısız bir solcu kadını değil, insan olmayı anlatıyordu. İnsan olmak, hayat boyunca küçük bir çocuk gibi oyun oynamaktı.

Aynı devrim için savaşan insanlar, zamanla birbirlerini anlamakta zorlanmaya başladılar. Zaman geçtikçe, insan zihni karmaşık ve belirsiz bir hale geliyordu. Çoğu zaman, insanlar önceki düşüncelerini bile reddedebiliyordu. Ferda ile Hürriyet’in son konuşmaları, bu düşünce değişimini iyi bir şekilde gösteriyordu.

Ferda’nın yaşadıklarına ve olaylara tepkisi, olumsuz bir feminist veya başarısız bir sosyalist olup olmadığına dair hiçbir şey ifade etmiyordu. O, koşullar neyi gerektiriyorsa onu yapmıştı. Çizmeli … şirketinin işini kabul etmesi, geçmişine önem vermediği anlamına geliyordu. Bu şirket, yabancı ülkelerin kendi çıkarları için ülkemizde yaptıkları gizli oyunlardandı ve sonuçta kapitalist sistemin bir ürünüydu.

Kazım Beyazıt ile Hürriyet Berkman arasındaki ilişki, akademik dünyadaki önemli bir sorunu işaret ediyor. Hocalar arasında fikir ayrılıkları ve saygısızlık hala yaygın bir durum. Kazım Beyazıt’ın asistanı Ferda Başarır ile olan ilişkisi günümüzde benzer şekilde var mı bilmiyorum ama akademik unvana sahip kişilerin birbirlerinin fikirlerine saygı duymaması hala geçerli. Atasü’nün Eczacılık Fakültesi profesörü olması bu konuyu daha iyi bilmesini sağlar. Hürriyet ve Ferda arasındaki ilişki de akademik çevrelere bir atıf olarak görülebilir. İsimlerin sembolik anlamları da önemlidir. Ferda geleceği temsil ederken, Hürriyet Berkman özgürlük sembolüydü. Ferda geçmişini unutmak istemiyor ve hapse girdiği sürede yaşadığı işkenceleri hatırlamak istemiyor.

Sonuç olarak “Dün ve Ferda”, başarısız insanların hikayesini anlatıyor. Kazım Beyazıt, İlim Yayma Cemiyeti üyesi olmasına rağmen Ferda gibi sol bir asistanla üç yıl boyunca çalkalandı. Oğlu Selim, onun için daha büyük bir başarısızlıktı; Selim solcuların etkisinde kalmıştı.

Hürriyet Berkman, hayat tarafından bir köşeye itilmiş gibiydi; adı yalnızca eczacı kitaplarında geçiyordu ve devrim yapamamıştı. Ferda Başarır ise umutlarla yetiştirilirken şartlara teslim olmuştu.

Ferda, adından dolayı geleceği temsil eden biriydi. Geçmişine takılmazdı. Kitabın adı da bu açıdan başarılı. Ferda, hem geleceği simgeler hem de karakterinin bir yansımasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir