
Ben Sancar Can. 2010 yılında, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum; fakat bu yalnızca bir başlangıçtı. Çünkü edebiyat, ruhumun derinliklerinden gelen bir çağrıydı ve bu çağrıya kulak vermek, hayatımın en doğal tercihi oldu. 2011 yılından itibaren Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği mesleğine adım attım, ancak bu yalnızca bir iş değil, aynı zamanda bir tutku, bir yolculuk haline geldi. Çukurova Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı alanında yüksek lisansımı tamamladım ve ardından 2024 yılında Adıyaman Üniversitesi’nde aynı alanda doktora eğitimine başladım. Bu yolculuk, yalnızca akademik değil, aynı zamanda içsel bir keşifti; her sayfa, her satır, her kelime, hem dünya hem de insan üzerine derinlemesine düşünme fırsatları sundu.
2020 yılından itibaren Gaziantep’teki görevimle, yalnızca bir öğretmen değil, aynı zamanda öğrencilerime edebiyatın hayatın ta kendisi olduğunu anlatan bir rehber oldum. Her kelime, her hikaye, bir yolculuğun parçası; her bir öğrencinin içindeki dünyayı keşfetmek, onlara bu dünyayı fark ettirmekse en büyük arzumdu.
Hayatım boyunca taşıdığım bir düşünce vardı: Hayat bir sürgün yeridir. Doğumla başlar, ölümle sonlanır; bu, kaçınılmaz bir gerçekliktir. İnsan, varoluşunun her anında bir yoldaş olarak sürgününü yaşar. Bütün insanlık, bu sürgün içinde bir anlam arar. Edebiyat, işte bu anlam arayışının en güçlü yansımasıdır. Ben de bu felsefeyi, yaşamımın ve akademik yolculuğumun en temel taşlarından biri haline getirdim. Edebiyatın en derin izlerini, kendi sürgünümün izleriyle birleştirerek, hem hayatı hem de insanı anlamaya çalıştım. Ve belki de inandığım şey, kaderim olmuştur; sürgün, yalnızca bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir anlam yaratma çabasıdır.
https://www.instagram.com/sancarcan_/