HİÇBİR ŞEY YETMEYECEK…
Hiçbir şey yetmeyecek, hiçbir şey kelimelere dökülemeyecek ya da hiçbir şey benim istediğim gibi olmayacak. Bir şeyleri beklemek, bir şeyleri istemek bu hayatta kavuşulacak bir…
20. yüzyılın önde gelen kuramcılarından biri olan Terry Eagleton, kaleme aldığı eserlerle Marksist kültür eleştirisi geleneğinin en önemli ve en üretken isimlerindendir. Her şeyden önemlisi Eagleton, özgün ve diyalektik bakış açısıyla yol açıcı bir düşünce üreticisidir. “Eleştiri ve İdeoloji” kitabı, modern edebiyat eleştirisi dünyasının en önemli eserlerinden olmakla birlikte edebi metinlerinin ve eleştirilerinin ideolojik boyutlarını çok yönlü bir okumaya tabi tutarak, edebiyatın sosyolojik duruşu ve iktidar çevresiyle olan ilişkilerinin pratiğini yapar.
Eleştirilen şey, “olanı” ya da “söylenmek istenileni” değil de “olmayanı” ya da “söylenmek istenilmeyeni” mi var ediyor? Bu zıt bir bakış açısıyla söylemlerine dikkat çeken Eagleton, tarihten ve farklı isimlerden örnekler vererek kitlelerin maddi ve ideolojik güçler tarafından sanattan uzak tutulduğuna vurgu yapıyor. Esere göre, edebiyatın var oluşu sadece bir metin incelemesi değil, aynı zamanda metinleri sosyolojik bir izahla ele alarak özgün bir bakış açısı geliştirir.
Her ne kadar “Eleştiri ve İdeoloji”, kavramlar içerisinde kendini boğmuş, belki de bizlerce bilinmedik farklı isimlere atıflara bulunup anlaşılmazlığa bulansa da birden fazla okumayla ve farklı okuma destekleriyle önemli bir yapıya kavuşmaktadır. Eagleton’u okumak ve anlamak için kesinlikle önemli kültür okumaları yapmak ve derin bir bilgiye sahip olmak gereklidir. Onu bir roman okur gibi okumak mümkün değildir, belki daha da iddialı olacak ama onu okumak ve özümsemek herkesin harcı değildir. Bu iyi bir şey midir, elbette tartışılır. Bu söylediklerim özellikle “Eleştiri ve İdeoloji” kitabı için bir tarafa not edilmeli ve onu okurken bir kuyuda iğne arar gibi hassas davranmalı ve tüm benliğimizle onu anlamaya çalışmalıyız. Aksi takdirde bu kitabın özelinde Eagleton, zor ve anlaşılması güç bir kalem olmaktan öteye gidemeyecek ve bizim dünyamıza hitap edemeyecektir.
Kültürel çalışmalar alanının öncülerinden kabul edilen Raymond Williams’ın da öğrencisi de olan Eagleton, bu eserinde hocasını romanları ve manifestolarıyla çokça anarken Louis Althusser, Jacques Lacan, Jacques Derrida, Lukacs, F.R.Leavis, T.S.Eliot, Goldman, Ruskin gibi birçok isme göndermeler yapıyor ancak bu göndermeleri hangi açılardan yaptığını yüzeysel olarak verip ya da vermeyip asıl kendi söylemini ortaya koymaya ya da onları eleştirmeye çalışıyor. Bu göndermeler anlaşılmadığı takdirde Eagleton, bir bilmece olarak karşılıyor bizi. Bu yüzden bu yazarların çalışmalarının içeriğinden de haberdar olmak gerekiyor. Ayrıca Eagleton, özellikle bu eserinde çokça karşımıza çıkan “Scrutiny” kavramı, bunun dışında püriten, noncorfomist, korporatist, paternalizm, para – Marksist, antoganizma gibi birçok kavramla kendini ifade etmeye çalıştığından bizlerin bu kavramların idrakıyla uğraşırken asıl bağlamdan kopma sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ayrıca eğretileme ve kesinlikten uzak, şifreli, tamamlanmamış ifadeler onu da dilinden ötürü zorlaştırıyor. Bu bir çevirmen sorunu mudur, bunu bilemiyorum. Ancak Eagleton’un bu eserinin bizler tarafından alımlanmasının zor bir yolculuk olduğunu dile getirmek isterim. Yine de toplum ve kültür arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için önemli bir kaynak görevi görmektedir “Eleştiri ve İdeoloji”. Yazarın eleştirel yaklaşımı, edebi eserleri daha derinlemesine anlamamıza ve kendi düşüncelerimizi zenginleştirmemize imkân verecektir.
İdeolojik çelişkilerin ya da ideolojik saçmalıkların kol gezdiği postmodern dünyamızda Eagleton, bu çelişkileri dile getirirken, aynı zamanda eleştirel bir tutumla çıkarımlarda bulunuyor. Marksist bir eleştirmen olan Eagleton, Marksizm’in edebiyat eleştirisine yaptığı katkılara dem vurarak ve fikirleriyle yeni bir boyut getirirken postmodern dünyada artık Marksist söylemle bir şeyleri anlamanın ve izah etmenin yetersizliğini de görür. Çünkü çağdaş kapitalizmin gelişmesi ile insani değerler vahşice çiğnenmiş, bilinen her şey yeniden anlamlandırılmaya zorlanmıştır. Eagleton da kendi tarzıyla bu yeniden anlamlandırma işine girişiyor.
Eagleton, düşüncelerinin izahında fikirlerinden yararlandığı kişileri imlerken ya da onları eleştirirken “yaşantı”nın önemine vurgu yapar. Sosyalist bir düşünür olan Williams’ın başarısını da yaşantılarını yöntem ve kavramlarıyla birleştirmesi yönüne bağlar. Eagleton’a göre eleştiri de ideoloji de “yaşantı dokusu içinde birlikte damıtılmaktadır.” (s.32) Bir yaşantı ortaklığına sahip bu yeryüzünde insan ortak bir kültür oluşturmakta ancak politik hegemonya bunu kesintiye uğratmaktadır. İdeolojiler bu politik hegemonyada at başı yapmaktadır. Bu minvalde edebiyat, sadece bir estetik öge değil aynı zamanda bazı ideolojilerin ve dünya görüşlerinin bir parçasıdır. Edebiyat, ideolojik bir mücadele içindeyken eleştiri de keza ideolojik bakış açılarından etkilenmektedir. Eagleton, Marksist bakış açısıyla bunu aktarırken geleneksel edebiyat eleştirisinin sınırlılıklarını ve ideolojik yanlılıklarını ortaya koyarak, yeni bir eleştiri yaklaşımı ortaya koymaya çalışır. Ortaya koyduğu yaklaşım sayesinde de son dönemin en önemli kuramcılarından sayılmaktadır.
(Eagleton, Terrry (1985). Eleştiri ve İdeoloji, İletişim Yayınları, İstanbul)