“Kanatlarımla hep böyle yalnız
başıma”
(Madak, 2015a, s.40)
Modern hayatın bir parçası haline gelen yalnızlık, tanımlanması zor ve farklı türleri olan, çağımız insanının en büyük sorunu ve korkusudur. Genel olarak, kişinin kendini yalnız hissetmesi anlamıyla kavramsallaştırılan yalnızlığın kişinin istedikleriyle gerçek yaşamda karşılaştıkları arasındaki farktan kaynaklandığı ileri sürenler olduğu gibi birine karşı duyulan özlemin kişide tek başına kaldığı hissini var etmesi olarak yorumlayanlar da vardır. Psikolojide ise daha çok iki tür yalnızlıkla karşılaşırız.
Birincisi bireyin kalabalıklar içinde yalnız olduğunu hissetmesi, ikincisi ise bireyin sosyal ilişkilerinde yetersiz oluşundan kaynaklı hissettiği yalnızlıktır. (Yaşar, 2007, s.237) Kişi, bu hayata neden geldiğini, var olduysa neden öleceğini ve öldükten sonra bir hayatın olup olmadığı gibi cevapsız sorular karşısında bunalıma ve huzursuzluğa sürüklenebilir. İnsanın varoluşa dair bu sorularına cevap bulamaması onu yalnızlığa iter ve kişi varoluşsal bir yalnızlık yaşamış olur. İnsan; evrenle, yaşadığı çevreyle, doğayla hatta kendi varoluşuyla bir uyum içerisinde olmalıdır. Bunu başaramayan insan, derin bir yalnızlık hissi duyar. (Sartre, 1985, s.11) Her ne kadar yalnızlığın inzivayla karşılık bulabilecek olumlu anlamı olsa da yalnızlık, olumsuz anlamlarıyla karşımıza çıkar. Madak’ın şiirlerinde istediği şeyleri elde edememekten, anneye duyulan özlemden, zaman zaman kalabalıklar arasında tek başına kalmaktan, içine düştüğü varoluşsal sorgulamaların sonuçsuzluğundan, yaşadığı çevreyle bir uyum yakalayamamaktan, içine düştüğü inanç karmaşasından kaynaklı yalnızlığın çeşitli şekilleriyle karışılabiliriz.
Didem Madak’ın şiirlerinde yalnızlık izleği; acı ve mutsuzlukla harmanlanarak verilir. Şair, yalnızsa hem mutsuz hem de acı çekiyordur. Şair acı çeker, acıyla bir olur ve yalnızlığa sarılır. “Müsveddeler” şiirindeki “Ulumak gibi ağlıyorum / Köpekle koşuyor sağımda solumda / Tanrım!” (Madak, 2016, s.56) dizeleri şairin çektiği tüm acılarında yalnız olduğunu örnekleyen mısralardır.
Kişinin sevdiği birini kaybetmesi onun yalnızlığa sürüklenmesinde en sık karşımıza çıkan nedenlerden biridir. İnsan, sevdiği kişiyi kaybedince tüm hayatın yok olduğunu düşünür ve bu hayatta artık kimsesinin kalmadığına inanarak umudunu ve inancını da yitirir. “Beyaz bir kadın” dediği annenin ölümü, şairin içinde yalnızlık duygusunu pekiştirir. Madak, annesinin ölümü ile kimsesiz kalır ve bu yalnızlık hissi onun hayatı boyunca çeşitli şekillerle devam eder. “Yüzüm Güvercinlere Emanet” şiirinde “Bir gül uzatırdı çocuklardan biri / Ellerimden güle yalnızlık batardı / İçi bulanırdı yalnızlığımın/ Kusardı serseriliğini en görkemli meydana” (Madak, 2015a, s.31); “Enkaz Kaldırma Çalışmaları” şiirinde “Kanatlarımla hep böyle yalnız başıma” (Madak, 2015a, s.40) “Müsveddeler” şiirinde “Ben nasıl olsa / Bu müsveddelerin ortasında yalnızım.” (Madak, 2016, s.60) dizelerinde görüldüğü gibi yalnızlık, büyük acılardan birine dönüşmüştür.
Nesneler, eşyalar ve bitkiler Madak’ın yalnız ve çaresiz dünyasının tanıklarıdır. Madak, yalnızlığını onlar aracılığıyla aktarır. “Mutsuza Kim Bakacak?” şiirinde iki sigarası ve iki muhabbet kuşunun olduğunu belirten Madak, sigarasından iki kıvılcım kopup gittiğini söylerken dahi yalnız olanın sadece kendi olduğunu vurgular. Bu kurgulamalar, şairin kendi yalnızlığından duyduğu üzüntüyü dile getirmek adına yapılır. Bu yalnızlığın dünyasında Madak, kalbini kocaman bir kelebeğe benzetirken bu kelebeğin bir elmasın içinde unutulduğunu belirterek yalnızlığa terk edildiği inancının altını çizer. Madak, yaşadığı acılardan ötürü dışlandığı hissine kapılır.
Sosyal bir varlık olarak yaratılan insan; anlaşılmayı, duygu, düşünce ve iç dünyasını paylaşma gerekliliği duyar. Mutluluğunu nasıl başkasına yansıtmak isterse üzüntüsünü anlatıp içini dökme ve rahatlama isteği duyumsar. Ancak Madak, kendini anlayacak, derdini paylaşacak bir dost arasa da çoğu zaman şiirlerinde derdini anlatacağı, konuşacağı kimseyi bulamaz. “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde bu duygularını dile getiren şair, miraç gecelerinde dua ederek, bir peygambere sığınarak acılarını dindirmeye çalışır. Didem Madak, yalnızlıktan sıkıldığı zaman anneye sığındığı kadar hemen hemen her şiirinde duygudaşlık kurmaya çalıştığı ya da anlaşılmayı istediği bir kişiye yer verir. Işıl, kediler, Pollyanna onun yalnızlık arkadaşlarıdır. Bu yalnızlık kişileriyle kimi gün mutluluğu, kimi gün ise acıyı paylaşan Madak, “Pollyanna’ya Son Mektup” şiirinde “Birkaç kış geçti Pollyanna / Ben hep mahzun kaldım.” (Madak, 2016, s.48) dizeleriyle yalnızlığından içini Pollyanna’ya döker. Kardeşini evde gördüğünde ise ne kadar mutlu olduğunu, yalnızlığının yok olduğunu “Karınca Kumu” şiirinde “Seni sıcacık evimizde bulduğumda / İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu” (Madak, 2016, s.61) dizeleriyle ifade eder. Madak’ın belleği her şeyi olumsuz yanlarıyla hatırlayan bir veba salgını gibidir ve ne beklediğini bilmeden bir şeyleri bekler. Zaman bu durumda onun içinde uzayıp sonsuzluğa ulaşırken onu yalnızlığın içinde tek başına bırakır.
Yalnızlığından ağlayan şair, yine yalnızlığını biriyle konuşarak atmaya çalışır. Onun yalnızlığının ortağı bu sefer hayali bir kişi olarak karşımıza çıkan Kalbiye’dir. “Kurabiye” şiirindeki “Çay fincanında kendimi seyrederken / Çay beni içti, bende çayı Kalbiye / Ruhumdan çaylar aktı saatlerce” (Madak, 2015a, s. 25) dizeleriyle şair, zamanın sonsuzluğu içinde hapsolduğu yalnızlık duygusunu aktarır. Madak, kimi mısralarında yalnızlığının sorumlusu olarak insanları görür ve insanlara sitemde bulunur. Madak, “Kendim Ettim Kendim Buldum” şiirindeki “İnsanlar aradığında gelmezler, aramadığında keşke beni çağırsaydın derler. Zeyna ve Miss Marple hep çağırmadan geldiler. Onlar benim yalnızlığımın şeyhiydiler. İrtibat numaralarını hep saklayacağım. Hep gelecekler. Keşke beni çağırsaydın demeyecekler.” (Madak, 2015b, s.85) mısralarıyla insanlara ihtiyaç duyduğunda yalnız bırakıldığını dile getirirken şiirinde var ettiği kahramanların hep onunla birlikte olduğunu dile getirir. “Karşılıksız Hayat” şiirindeki “Ne bir kimseyi göresim var, ne konuşasım bir kimseyle / Hayır, insanları sevmiyorum efendimiz / Çok soru soran bakkalı, işgüzar sekreteri / Pantolon ağlarından dakikalar fırlayan kart zamanparaları… / Hayır, hiç kimseye acımıyorum efendimiz.” (Madak, 2015b, s.51) dizeleriyle insanlardan uzaklaştığını ve onlara karşı acıma duygusunun kalmadığını vurgular.
Madak, insanların davranışlarındaki tutarsızlıklardan sıkılıp yalnızlığı ve şiirlerindeki onu asla terk etmeyen ve çağrılmadan gelen karakterlerle birlikte olmayı tercih eder. Buna rağmen kapısını kapatmaz. “Gelene git diyemem zaten yalnızım” ifadesiyle bunu dile getirir. (Madak, 2015b, s.85) Kendini en çok geceleri ifade ettiğini, gecelerle var olduğunu ve gündüzleri kaybolduğunu dile getiren Madak, yalnızlığında sözlerle konuştuğunu ifade eder. Acıyı yok etmek için “Kalbimin En Doğusunda” şiirinde “Sözler… / Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan” (Madak, 2016, s.41) dizeleriyle yalnızlığında ne denli sözlere ihtiyacı olduğunu belirtir. Bu durum, onun ruh halinin karmaşasını dile getirirken yalnızlıktan ve acıdan kurtulmak için böyle bir yola girdiğini söylemek gerekir.

Zaman zaman Madak’ın iç sesiyle konuşacak kadar yalnız olduğunu da görürüz. “Karıştırdım ve iç ses diye fısıldadım: / Hala aç mısın?” (Madak, 2016, s.25); “İç ses, diye söylendim / Ve ah dedim sonra, / Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.” (Madak, 2016, s.22); “Ah…dedim sonra / Ve acilen makas değiştirdim. / İç ses, diye söylendim, / Raydan çıkma bundan sonra.” (Madak, 2016, s.25) dizelerinde gördüğümüz gibi “Ah’lar Ağacı” şiirinde iç sesini ön plana koyan Madak, yalnızlığının göstergesi olarak iç sesini kullanır.
Didem Madak şiirlerinde yalnızlığın dile getirilişinin mekânlar üzerinden verildiği de görülür. “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde Madak, bodrum katında yaşadığı yalnız, umutsuz, acı dolu üç yılını anımsar. Bodrum katı, sıkışmışlığın, yalnızlığın sembolü olarak Madak’ın şiirlerinde bizi karşılarken şair, bu döneminde en büyük imparatorluğunun yalnızlık olduğunu “Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” şiirinde “Ben bir bodrum kat kızıyım bayım / Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum” (Madak, 2015a, s.48) dizeleriyle ifade eder. Bodrum katında yalnız yaşadığı üç yılda hayattan bağlarını koparan şair, “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde “Alt katında uyumayı bir ranzanın / Üst katında çocukluğum…” (Madak, 2016, s.35) dizeleri yine aynı şiirinde “Kimi gün öylesine yalnızdım / Derdimi annemin fotoğrafına anlattım. / Annem / Ki beyaz bir kadındır. / Ölüsünü şiirle yıkadım.” (Madak, 2016, s.35) dizeleriyle ne kadar yalnız olduğunu dile getirir.
Didem Madak’ın şiirlerinde daha çok yalnızlığı, hapsolmayı temsil eden ev, şairin ruh halini yansıtır şekilde duvarları rutubetli ve küflüdür. Bu eve birinin gelmesiyle yalnızlığından uzaklaşan şair, ferahlar ve ruh hali de olumlu bir havaya bürünür. Şairin yalnızlığının diğer mekânları olan balkon ve mutfak şairin ruh haline göre sürekli değişik şekillerle karşımıza çıkar.
Kimi zaman balkonda oturan şair, kimi zaman mutfakta yemek pişirir. Bu iki mekân onun kendini dinlediği mekânlardır da. “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde “Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca / Balkona yorgun çamaşırlar asmayı / Ki uçlarından çile damlardı.” (Madak, 2016, s.35) dizelerinde balkonu olumsuz yönleriyle anlatsa da kendi yalnızlığını balkonla kıyaslayarak balkonun onun kadar yalnız olmadığını “Pollyanna’ya Son Mektup” şiirinde “Sonra yazları / Yaseminlerle sarmaş dolaş bir balkonum oldu / Balkon yaseminlerle sevişirdi.” (Madak, 2016, s.49) dizeleriyle vurgular. Madak, yalnızlığını balkonla kıyaslayarak aslında yalnızlığının derinliğini ifade etmeye çalışır. Balkonda oturan şair, yalnızlığını gidermek için yıldızları çağırır ama yıldızlar ondan korkar. Çünkü şairin de belirttiği gibi ondan çile damlamaktadır.
Madak için kimi zaman mutfak bir kurtuluştur. “Ah’lar Ağacı” şiirinde “Kırmızı çorbama ekmek doğrayınca, Sanki biraz ferahladım.” (Madak, 2016, s.25) dizesiyle mutfağın onu rahatlattığını görürüz. Mutfak, onun sıkıntısını kısa süreli de olsa yok eder. İnsan sıkıntılarından kendini oyalayarak uzaklaşır ve Madak için bu oyalama mutfak aracılığıyla gerçekleşir. Bu rahatlamanın geçici olduğunun bilincinde olan şair, mutfağının da yalnız olduğunu düşünür. “Ah’lar Ağacı” şiirinde birçok ahını dile getiren şair; en büyük ahı olarak öksüzlüğünün olduğunu vurgular. Öksüzlüğünü hatırlayan şair yalnızlığına sığınır, mutfağından uzaklaşır. Öksüzlüğünü mutfak üzerinden ifade ederken “Ah’lar Ağacı” şiirindeki “Mutfağa gidip domates çorbası pişirdim. / Çoktandır öksüz olan mutfakta” (Madak, 2016, s.25) dizesiyle uzun zamandır mutfağa uğramadığını dile getirir. Onun öksüzlüğü mutfağının öksüzlüğüdür. Ancak mutfağını öksüz bırakmaya içi elvermeyen şair, mutfağını hatırlar. Mutfağa da bir ruh kazandıran şair; “Buğulandı ve ağladı camlar, / Gözyaşlarını kuruladım perdelerin ucuyla.” (Madak, 2016, s.25) ifadeleriyle öksüzlüğün de büyük bir yalnızlık olduğunu örnekler. Madak’ın şiirlerinde aşksızlık, yalnızlık demektir. “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?”, “Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!”, “Şimdiden Bir Hatırasın”, “Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila” şiirleri Madak’ın aşksızlık üzerinden yalnızlığını anlattığı şiirleridir. Madak, “bayım” olarak hitap ettiği kişinin onu dinlemediği ve önemsemediğini “Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” şiirindeki “Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde / Rengârenk yap-boz parçacıkları / Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. / Hayır, sanırım sabahı bekleyemem/ Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarım acilen anlatmalı.” (Madak, 2015a, s.49) dizeleriyle aktarır.
Madak, bu şiirlerinde daha çok aşka dair özlem ve sitemini dile getirirken yaşadığı kırgınlığı da anlatır. Madak’a göre o “yalnız bir kovboydur” ve aşka karşı ümitsizdir. Tanrı’ya inanan bir insan, hayatta hiç kimsesinin kalmadığını bilse de onu yaratanın her daim kendisiyle birlikte olduğuna inanır. Bu nedenle kendini yalnız hissetmez. Madak’a göre hayat ona karşı acımasız davranmış ve her daim onu sıkıntılarla karşılamıştır. Bu nedenle “Ah’lar Ağacı” şiirinde gördüğümüz üzere zaman zaman Madak’ın inançsızlığa düşüp, Tanrı’nın bile onu yalnızlığa terk ettiğine inanır.
Madak inançsızlığın da bir tür yalnızlık olduğunun örneklerini sunsa da Tanrı, yalnızlığını paylaştığı en büyük tanığıdır. “Müsveddeler” şiirinde “Tanrım! / Diyorum sadece / Başka bir şey diyemiyorum zaten o an.” (Madak, 2016, s.56) dizelerinde görüldüğü gibi kötü günlerinde çaresizliğini dile getirip Tanrı’ya sığınır. “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde “Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.”
(Madak, 2016, s.35) dizesiyle şair, insanın ne kadar yalnız olduğunu Allah’a ait 99 isimle bağdaştırarak verir ve her yalnızlığında Allah’a sığınır, ancak yalnızlığın sonunun gelmeyeceğini de vurgular. Didem Madak, şiirden başka kimsesi olmadığına inandığından hemen hemen bütün şiirlerini konuşma havası içinde yazar. Bunu da aslında yalnızlıktan yaptığını söyleyebiliriz.
Madak’ın şiirlerinde yer alan oyunların da yalnızlık göstergesi olduğunu belirtmek gerekir. Şair, yalnızlıktan sıkılıp simli ojeler sürer tırnaklarına. Bu simli ojeyi yıldızlı bir geceye benzetir. Avucuna bir çiçek çizer, bu çiçeğe her şey adını verir. Her şeyin bu çiçekte saklı olduğunu düşünür. Kişinin benliğinden, doğadan, kısaca her şeyden kopması olarak görülen yabancılaşma; bireysel ve toplumsal unsurların ortaklaşa yarattığı psikolojik bir durumdur. (Akyıldız, 1998, s.163) Kişinin duyumsadığı yetersizlik duygusu, anlamsızlığa düşmesi, içinde bulunduğu toplumdan soyutlanması vb. birçok yabancılaşma nedenleri ile karşılaşırız. (Tezcan, 1985, s.121) Kendine ve topluma karşı olumsuzlanan insan nihai olarak yalnızlığa sürüklenir, yalnızlık üzerine sorgulamaya başlar ve yabancılaşmaya varır. Yabancılaşma, yalnızlığın ileri safhasıdır denilebilir.
Yabancılaşan insan, büyük bir boşluk duygusu içine girer; onun için en büyük kurtuluş ait olma duygusunu kazanmasıdır; tabi bunu başarabilirse eğer. Modern yaşam, bireye yeni ve farklı şeyler elde etme imkânı sunar. Bu yeni şeylerin çekiciliğinden kendini uzaklaştıramayan birey, kendi değerlerinden uzaklaşmaya başlar. Sosyal hayat içerisinde var oluş mücadelesi verirken bir süre sonra kendi benliğini unutur. Bu durumda kişinin kendi benliğine yabancılaşması durumu ortaya çıkar. Kendini yabancılaşmanın kollarına bırakan birey sosyal hayatın kurallarının ardında kalıp üzerine düşeni yapmadığında bir süre sonra kendine yabancılaştığı gibi topluma da yabancılaşabilir. Toplumsal yabancılaşmada birey toplum kurallarını sorgularken toplum içerisinde bir görevi olmadığını düşünür, Didem Madak’ın içinde yaşadığı 1990’lı yıllar tüketim kültürünün önceki yıllara göre yoğunlaştığı, kapital düzenin hâkim olmaya başladığı yıllardır. Birey, bu yıllarda iyice yalnızlaşmaya, gerçek hayattan kopmaya başlar. Kendini, zihninde tasarladığı hayatın içine sürükler ve durmadan yaşamı sorgular. Özellikle küçük burjuvanın hüküm sürdüğü bir durumdur bu. Didem Madak, şiirlerinde yer yer kendine yabancılaşırken yer yer toplumdan uzak düşen insanın hikâyesini anlatır. Geçen üç yıl boyunca “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde “Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım”. (Madak, 2016, s.37) dizeleriyle kendine karşı yabancılaşır; kendini tanımaz duruma gelir. Kendini, kendine ait olmayan yüzlerde bulmaya çalışır. “Ülkem olmayan ülkemi / Kayboluşumu aradım.” (Madak, 2016, s.37) dizeleriyle kendini yaşadığı ülkeye de yabancı hisseden şair, aidiyet duygusunu kaybeder.
Madak’ın kendine ve topluma yabancılaşmasının en büyük sebebinin yaşadığı acılar olduğunu vurgulamak gerekir. Didem Madak, kendini bir yere ait hissetmez ya da onu sahiplenen ve koruyan birinin varlığını duyumsamaz. “Pollyanna’ya Son Mektup” şiirinde “Benim bir köyüm olmadı. / Hiçbir şehir karlı sokaklarıyla bana/ Pazen gecelik giymiş bir anne gibi sarılmadı.” (Madak, 2016, s.51) dizeleriyle ne denli sahipsiz ve kimsesiz olduğunun altını çizerken aynı şiirde “İstanbul’u evlat edinsem / Benimsemezdi nasıl olsa otuz yaşında bir anneyi/ Yüzyıllarca yaşamış bir çocuk olarak.” (Madak, 2016, s.51) dizeleriyle kimsenin kendini sahiplenmek istemeyeceğini de düşünür.
Didem Madak’ın yaşadığı en büyük yabancılaşma; toplumun baskısı ve istekleri karşısında kendi istek ve düşüncelerini ortaya koyamayan bireyin yaşadığı yalnızlık duygusu sonucunda içine kapanarak gerçekleştirdiği edilgen isyanıdır. Madak’ın gündelik hayat nesne ve öznelerine sığınışı bu isyanın örnekleridir.
Madak’ın yer yer hayvanlar ve bitkiler âlemi ile insanların dünyası arasında kurduğu özdeşlik, hayatın doğallığından uzaklaşmamak adına başvurduğu bir çıkış yoludur. Gündelik hayat, Madak’ı hırçınlaşan, bencilleşen hayata karşı ayakta tutar ve onu yalnızlıktan korur. “Kedi”, masallar, çocuksu yanı onun yalnızlıktan sıyrılmaya çabalayışı olarak görülebilirken bu unsurlarla yabancılaşan toplumdan sıkıldığını da örneklemektedir.
Didem Madak’ın şiirlerindeki yabancılaşma unsurları, beğeni duyduğu Edip Cansever’in şiirlerinde de karşımıza çıkar. Edip Cansever, “Tragedyalar” adlı eserinde yabancılaşan insanın trajedisini şiirsel bir şekilde öyküleştirir. “Tragedyalar”; yaşamla ölüm, mutlulukla mutsuzluk arasında gelgitler yaşayan bireyi anlatırken kent hayatının karmaşası içinde sıkışıp gitgide yalnızlaşan, yalnızlaştıkça içinde yaşadığı topluma yabancılaşan bireyi gözler önüne serer. Bu durumlar, Madak’ın şiirlerinde de vurgulanır. Edip Cansever gibi şiirlerini karamsar duyguların ışığında var eden Didem Madak, tıpkı Cansever’in, tragedya kişilerinden biri olan Lusin’in kişinin kendine karşı karamsar ve ümitsiz olduğu ve insanın unutulduğu tezlerini savunur.
Edip Cansever “Tragedyalar” eserinde Stepan karakteri aracılığıyla birey olmanın en büyük sorununun anlamamak ve anlaşılmamak olduğunu belirtir ki bu durum kişinin neden yabancılaştığının da özetidir. Didem Madak’ın hayatı anlayamaması da onu hayata karşı yabancı kılar. Pollyanna’ya Son Mektup şiirindeki “En üst kattan düşerdim her gün / Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya” (Madak, 2016, s.51) dizeleriyle şair, kimi zaman hayatı anlayamadığının vurgusunu yapar.
Kendini bu dünyada yabancılaşmış ve yalnız hisseden bireyin yalnızca dış dünyayla değil, ona bu ikircikliği yaşatan iç dünyasının açmazlarıyla da savaştığı görülür. Didem Madak, Stepan gibi sürekli gitmekten ve unutmaktan bahsederek kendi düşüncelerinden kaçmak istediğini söylemeye çalışır. Didem Madak ile Edip Cansever arasında karşımıza çıkan en büyük ayrım, Madak’ın bu düşüncelerini kendi hayatı üzerinden aktarması ve bunu itiraf etmesidir. Didem Madak’ın şiirleri mutsuzluğun şiirleri olduğu kadar yalnızlığın da şiirleridir. Madak, her ne kadar şiir yazmasını annesizliğe bağlasa da şiire yönelmesi en az annesizlik kadar yalnızlığından da kaynaklanmaktadır. Yaşadığı acı olaylar, dış dünyadan istediğini elde edememe onu iç dünyasına kaçmak zorunda bırakmış ve yalnızlığa sürüklemiştir. Şair, yalnızlaştıkça her şeye yabancılaşmaya başlamıştır.
KAYNAKÇA
Can, Sancar (2019). Didem Madak’ın Şiirlerinde Ana İzlekler, Çukurova Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi