HİÇBİR ŞEY YETMEYECEK…
Hiçbir şey yetmeyecek, hiçbir şey kelimelere dökülemeyecek ya da hiçbir şey benim istediğim gibi olmayacak. Bir şeyleri beklemek, bir şeyleri istemek bu hayatta kavuşulacak bir…
Fırat Akarcalı… Başarılı besteleriyle son zamanlarda adından söz ettiren genç piyanist… Bu dünyaya adeta piyano çalmak için geldiğini düşündüğümüz, besteleriyle bir duygu mozaiği ortaya çıkaran sanatını kendine bir misyon edinmiş ve tanıdıkça mütevazi kişiliğine hayran kaldığımız insan…
6 yaşında başladığı piyano yolculuğunu örnek alınacak bir azim ve çalışkanlıkla devam ettirmiş, alanında önemli yol göstericilerden eğitim alarak ufkunu açmayı başarmış, birçok belgesel ve tiyatro müziğine imzasını atmış müziğimize katkısı olan ve bu katkısını artıracağına inandığımız geleceğimizin bestecilerinden.
Hem onu daha yakından tanımak hem müziğini daha iyi anlamlandırmak hem de onun müzik dünyasına karşı duyduğumuz beğeninin uzaktan seyrettiğimiz bir dünya olarak kalmasın istedik. Onun bu müzik dünyası nasıl bizim yaşadığımız bir heyecansa sizleri de bu heyecanın ufak da olsa bir parçası yapmak adına değerli Fırat Akarcalı ile ona yönelttiğimiz çeşitli sorulardan ve onun verdiği cevaplardan oluşan sanatsal bir yolculuğa ortak olduk. Kendisine çok çok teşekkür ederken değerli Fırat Akarcalı’nın verdiği cevapların birçok kişi için ilham verici olacağı düşüncesindeyiz. Henüz müzik kariyerinin başında olan başarılı piyanist Fırat Akarcalı’nın yolunun açık olacağını çok daha başarılı işlere imzasını atacağına inancımız sonsuz. Dileriz o ve onun gibi kendini sanata adayan kişiler her daim var olurlar.
Hadi başlayalım bu güzel yolculuğa…
Çocuklukta evimizde zaten var olan bir piyano ile büyümüş olmamın, bu enstrümanı seçmemde büyük payı vardır. Başka seçim şansım yoktu, bu günlerde düşündüğüm zaman iyi ki de yokmuş diyorum.
Claudio Arrau’nun içten yorumunu çok beğenirim. Daniel Barenboim, her zaman beni etiklemiş bir piyanisttir. Glenn Gould’un Bach çalışını dinlemek bana huzur verir. Fazıl Say’ın tanrı vergisi yaratıcılığına ve eşsiz müzikal ruhuna her zaman çok büyük saygım vardır. Hayranlıkla dinlediğim onlarca piyanist ve besteci var. Hepimizin yakından bildiği bu yıldız isimlerin yanı sıra; Viyana’da öğrencisi olduğum değerli eğitimci ve konser piyanisti Prof. Klaus Sticken’in okulumuzda verdiği bir konserde, ardı ardına bir sürü Rachmaninov etüdü neredeyse hatasız ve akıl almaz bir rahatlıkla çaldığını gördüğümde, kendisinin müthiş bir kondisyon ve tekniğe sahip olduğuna şahit olmuştum. Klaus Sticken, her zaman favorilerim arasındadır, umarım bir gün tekrar karşılaşırız. Bazı insanlar gerçekten piyano çalmak için doğuyor.
Bence iyi bir beste yapmak için yetenek, çalışkanlık ve teorik altyapıya ek olarak; doğru bir bakış açısı ve iyi bir vizyon sahibi olmak gerekiyor. Elinizde yemek pişirmek için çok çeşitli ve kaliteli malzemeler olabilir ancak yemeğe hepsini katarsanız sonucun lezzetsiz olacağını bilmelisiniz. Beste yaparken ana fikrinize sadık kalmalı ve malzemelerinizi vermek istediğiniz mesaja, duyurmak istediğiniz müzikal fikire aracılık edecek dozda kullanmalısınız.
Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Binnur Ekber, Prof. Dr. Anatol Jagoda gibi alanında çok değerli hocalarla çalıştım. Bahsettiğim hocalar ile çalışma teklifini kendilerine ben iletmiştim. Viyana’da çalıştığım hocam Prof. Klaus Sticken’in sınıfına ise, kendisine performans görüntülerimi göndererek girmeyi başarmıştım. Sticken’in sınıfına girmek isteyen birçok piyanist vardı ve ne mutlu ki o yıl beni seçmişti. Klasik müzikte hoca faktörünün önemi çok büyük. Yalnızca nota çalmayı değil, müzik yapmayı ve doğru yorumu öğretebilen hocalar ile çalışmak önemli. Hoca size bir yere kadar yardım edebilse de, önünüze çıkan kilitli kapıları açmak için anahtarların yerlerini bulmanıza yardımcı olabilir. Eğitim sürecinizde takıldığınız, aşamadığınız teknik veya müzikal zorluklar elbette ki olacaktır. Doğru eğitmen ile çalışmak bu noktalarda çok değerlidir. Bütün bahsettiklerim bir yana, çalışma disiplininiz yoksa maalesef size hiç bir hoca yardım edemez. Eğitmen sorunu yaşadığını düşünen müzisyenlere tavsiyem; günümüzde bilgiye ve bilgi sahiplerine ulaşmak kolaylaştı. Kendi yeteneklerini sanat kurumlarına veya değerli hocalara gösterme fırsatı bulabilirlerse mutlaka olumlu geri dönüş alacaklardır. Eğitmen sıkıntısı çektiklerini düşünenler varsa keşfedilmeyi beklemek yerine doğru adreslere seslerini duyurmalarını tavsiye ederim.
Benim için piyanosuz bir hayat renkleri görememek, beste yapamadığım bir hayat ise tamamen kör olmak anlamına gelirdi.
Sanatçı her zaman beğenilmek ister, ürettiklerini duyurmak ve insanlarla paylaşmak ister. İşimizin doğasında bu vardır. Beğenilmek benim için tabii ki önemli ancak ben öncelikle çalışmalarımı kendi süzgecimden geçiriyorum. Bu süzgeç çok acımasız ve katı. İçime sinmeyen hiç bir işi yapmıyorum ve içtenlikle üretiyorum. İşime olan saygım o kadar fazla ki, insanların beğenisine sunduğum bir işi ben çoktan yüzlerce defa ölçüp biçmiş oluyorum. Bu eliminasyon süreci sonucunda bütün olumlu veya olumsuz yorumlara saygım oluyor. En azından ne yaptığımı ve neden yaptığımı çok iyi biliyorum. Bu nedenle müziğim beğenilmeyip dinlenmeseydi bile ben doğru bildiğimi yapmaya ve üretmeye devam ederdim.
Yakın çevremden samimi ve içten yorumlar aldığımı düşünüyorum. Övgüler ve yapıcı eleştiriler her zaman oluyor. Sanatına inandığım meslektaşlarımın yorumlarına ciddiyetle kulak veriyorum.
Ben beğendiğim, sevdiğim müziği icra etmeye çalışıyorum ve bu stiller dünya genelinde zaten hiç bir zaman çok popüler olan stiller olmadılar. Popüler müzik sanatçılarında, sorunuzda bahsettiğiniz geçişleri daha sık görüyorum. Alanlarında iyi veya kabul edilebilir standartta müzik yapan sanatçılar, tamamen ticari düşündükleri için aynı stilin daha basit noktalarına geçişler yapabiliyorlar ve ‘sanatçı’ kimliklerini ne yazık ki tehlikeye atıyorlar. Sanata yön veren kurumlarımızın, radyo ve televizyon kanallarımızın büyük çoğunluğu eğitsel sorumluluklarını yerine getirmekte yetersiz kalıyorlar. Eğer bu kurumlar sanat adı altında hepimiz ile alay edilmeye çalışılan işlere ısrarla, tekrar tekrar yer vererek eğitilmemiş kulakları bu müziklere maruz bırakmasalardı, basite olan gidiş tersine dönebilirdi. Tabii ki hiç kimseye zorla iyi olduğunu düşündüğümüz müziği empoze edemeyiz ancak iyi örneklere de yer verip en azından seçim şansı verebiliriz.
Bestelerimi yaparken sinemadan, edebiyattan, farklı kültürlerden, insanlardan, eşimden, sevdiklerimden ilham alırım. Hayata ve yaşamaya dair aklınıza gelen her şey beni etkileyebilir.
Bizi bu hale getiren şey, sanata marketten aldığımız gündelik, basit bir ürün mantığıyla yaklaşılıyor olması. Basit olan çabuk anlaşılır, çabuk anlaşılan çabuk tüketilir ve para kazandırır düşüncesi… Kâr etme isteği. Genel sanat politikamız kaliteyi yükseltmeye dönük olduğunda, müzik ve sanat adına daha iyi günler göreceğimize inanıyorum.
Biz toplumsal olaylara duyarlı bir kuşaktık. Mutlaka haber izlerdik, küçük yaşımıza rağmen gündemi takip ederdik. Yaşıtlarımın acı çektiği bir dünyaya onlar için iyi bir iz bırakmak istemiştim. Müziğim ile onları iyileştirebileceğimi, dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğimi düşündüğümü hatırlıyorum. Henüz gerçekleri görecek kadar büyümemiştim.
İlk Belgesel müziği besteciliğim 2004 yılında, ben 14 yaşındayken ‘Işıkla Yazılmış Öyküler’ adlı Trt yapımı ile başladı. Bu yapım, bestecilik kariyerimin ilk profesyonel çalışmasıydı. Tiyatro müziği besteciliği maceram ise 2008 yılında bir Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı olan ‘Moskova Petushki Yolun Sonu’ adlı oyun ile başladı. Bahsettiğim yıllardan sonra aktif olarak çalışmaya devam ettim. Kendimi en iyi ifade edebildiğim alan kendi albümlerim, bunun nedeni ise belgeselde de tiyatroda da konuya uygun müzik besteliyor olmam. Konunun veya oyunun gerektirdiklerinin dışına çıkmam pek mümkün olmuyor ve işin doğası gereği size çok fazla özgürlük tanımıyor. Bu tamamen doğal ve zaten olması gereken bir süreç. Albümlerimde ise çok daha özgürce hareket edebiliyorum, kendi duygularım ve kendi müziğime göre hareket edebiliyorum.
Her ne olursa olsun kendilerini geliştirmeye devam etsinler. Son nefesi verene kadar üretmeye ve çalışmaya devam! İnsan en azından kendisi için müzik yapmalı, 30 yıllık hayatımda deneyimlediğim en etkili meditasyon yöntemi bu.
Gelecekte bugün de olduğu gibi üretmeye devam ediyor olmak isterim. Kendi hedeflerimi aşmak ve her geçen gün daha iyisini yapabilmek en büyük dileğim.