BİZ, BİR YANILSAMA MIYDIK?

Zamanda asılı kalmış bir an mıydın sen, yoksa gözlerimin önünde eriyip giden bir yanılsama mı? Hayatın silik bir kırıntısı mıydın, yoksa içimde parça parça dağılmış düşlerin son yankısı mı? Varlığını bir hayal kırıklığının işareti olarak mı anmalıydım, yoksa seni bu karamsar sözcüklerin dar aralıklarına sıkıştırmakla mı yetinmeliydim? Belki de en başından, hiç yaşanmamış bir hiçoluşa teslim etmeliydim seni. Zira ben zaten senin için en onulmaz hiçtim; senin kirlenmiş zihninde bir gölge, bir tortu, bir yokluk.

Yaşamımın bir noktasında gerçekten hayatımda olduğuna inanmak bile zor geliyor artık. Çünkü bu yaşam, acımasız bir hiçliğe gebe; ben ise, o hiçliğin kıyısında inatla var etmeye çalıştığım bir hayalin kırık dökük kalıntılarını kucaklıyorum. O kalıntılar ki, kuytu bir köşede can çekişiyor; kader mi, yoksa aptallık mı adı, bilemiyorum.

Bir tutam cesaret, bir tutam mutluluk… Hepsi çıkmaz bir sokakta kaybolmak için mi vardı? Şimdi dilimden dökülse kelimeler, biliyorum ki bana çok görülecek: bir damla cesaret, bir damla sevinç. Şimdi dökülse bu itiraflar, bu bulanık imalar, onlar da sahipsiz kalacak; tıpkı bütün acılarım gibi. Çünkü acılarım da, kelimelerim de, hezeyan olmaktan öteye geçemiyor.

Belki de idrakım bir yanılsama, belki de ben baştan sona bir yanılsamayım. Zamanla hiçleşen her şey, bir yanılsamanın içinde kayboluyor. Ve o yanılsama öylesine can yakıyor ki… İnsan, kendi varlığının dahi bir gölge olduğuna inanıyor sonunda.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir