YENİ YENİ ÖĞRENİYORUM.

Hayatın zorluklarıyla mücadele ederken, insan ruhunun karanlık ve aydınlık yüzleriyle tanışmanın ağır ama öğretici yükünü omuzlarımda hissediyorum. İnsanların neden kötülük tohumları ektiklerini, niçin birbirine karşı hoyratça davrandıklarını anlamaya çalışırken, ruhumun saf bahçesinde yitip giden naif hayalleri topluyorum. Artık görüyorum ki, her insan bir iyilik meşalesi taşımıyor; bazıları sadece kendi gölgelerinde yürüyor, bencilce, çıkarcı bir haz peşinde, ruhlarını süsleyen derinlikten yoksun.

Zamanın öğrettiği bir başka acı gerçek, bana iyi bir şey katmayanların hayatımda birer fazlalık, hatta kimi zaman bir yük olduğu. Onların varlığı, ruhumun baharını solduran bir sonbahar rüzgârı gibi. Kültürel ve sanatsal birikimden nasibini almamış insanların, süslü sözcüklerle örülü sahte maskelerine kanmanın, zamanın en kıymetli hazinesini israf etmek olduğunu öğreniyorum. Bir yandan da, sanatın ve kültürün gölgesinde büyüyen her ruhun erdemle taçlanamayacağını, kimi kalplerin bu zenginlikten yoksun kalarak sahteliğe sığındığını görüyorum.


Aşkı, yalnızca bedenlerin haz dansına indirgeyenlerin arasında gerçek sevgiyi aramanın, çöldeki bir seraba koşmak kadar beyhude olduğunu anlıyorum. Ve şimdi, kalbin aşksız da solmayacağını, kendi kendine yetebilen bir ruhun özgürlüğünü keşfediyorum. Aşksız bir hayatın da mümkün olduğunu, hatta bu yalınlığın kendi içinde bir huzur barındırdığını biliyorum.


Birilerini memnun etmek uğruna kendi mutluluğumu feda etmenin, dünyanın en ahmakça serüveni olduğunu gitgide kavrıyorum. Hayat, ne bir başkası için eğilip bükülmeyi ne de kendi ruhunu karanlığa teslim etmeyi gerektirir. Hayatı olduğu gibi kucaklamanın, her şeye rağmen onun akışına teslim olmanın, büyük bir olgunluk ve içsel bir ferahlık olduğunu görüyorum. Hayat, bir aşkınlık meselesidir; ne kadar az takılırsan, o kadar özgürsün. Her doğru yorum, her berrak farkındalık, altından daha kıymetli bir hazine gibi ruhuma işleniyor.


En büyük saflığım, insanlara duyduğum o masum güvenmiş. Ama şimdi, insanların çoğu zaman çiğ, kaba bir davranış yığını olduğunu, içlerinde saklı o ham duyguların bazen bencillikle, bazen korkuyla şekillendiğini öğreniyorum. Yine de bu saflık, bir lanet değil; aksine, dünyaya hâlâ umutla bakabilen bir kalbin nişanesi. Artık bu saflığı, yalnızca hak edenlere sunmayı, kendimi incitenlerden korumayı öğreniyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir