AHMET OKTAY’IN “SANAT VE SİYASET” ESERİ ÜZERİNE…

2016 yılında aramızdan ayrılan Türk Edebiyatı’nın önemli şairlerinden aynı zamanda inceleme, eleştiri, deneme, edebiyat tarihi, hatıra, tiyatro oyunu türlerinde de eserler kaleme almış Ahmet Oktay’ın “Sanat ve Siyaset” adlı kitabı, sanat ve siyaset arasındaki karmaşık ilişkiyi derinlemesine inceleyen önemli bir eserdir. Kitap, Oktay’ın farklı dönemlerde yazdığı yazılardan oluşur. Bu sayede Oktay, sanat ve siyaset üzerine zamanla değişen farklı bakış açıları sunar. Oktay, kaynakça kullanarak tezlerini desteklerken sade ve akıcı dili, onu kolayca anlaşılır kılar.

“Sanat ve Siyaset”, özellikle küresel kapitalizme ve emperyalizme karşı muhalefetin dünya genelinde büyük protesto hareketlerine yol açtığını ve bu süreçte yeni direniş biçimlerinin nasıl şekillendiğini vurgular. Bu bağlamda, sanatın yalnızca bir estetik faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal bir eleştiri aracı olduğunu dile getirir. Bu düşünceye Eagleton’ın Eleştiri ve İdeoloji adlı eserinde de karşılaşmaktayız.

Türkiye’de kültürel ortamın siyasetten uzaklaştırılma çabaları, edebiyat-sanat ile siyaset arasındaki tarihsel ve yaşamsal bağın koparılmasına yönelik ciddi tehditlere sebep olmaktadır. Özellikle son yıllarda, sanatın özgürlüğü ve içerik üzerindeki siyasi baskılar, yazarların ve sanatçıların üretim süreçlerini olumsuz yönde etkileyerek ifade özgürlüğünü ellerinden almaktadır. Oktay, bu durumun toplumun kültürel zenginliğini ve sanatsal çeşitliliğini nasıl yok ettiğine odaklanarak, sanatçılar için önemli bir uyarı niteliği taşır. Sonuç olarak, sanat ve siyaset arasındaki etkileşim, günümüz dünyasında daha da belirgin hale gelirken, Oktay’ın eseri bu ilişkinin derinlemesine anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.

Sanatın işlevi, sadece insanların estetik ve güzellik algısını harekete geçirmek değildir; sanat aynı zamanda derin bir toplumsal ve politik boyut taşır. Sanat; rahatlıkla kendi düşüncelerini yaymak, insanları etkilemek ve kontrol altında tutmak maksadıyla kullanılabilir. Bu sebepledir ki, bir yönetim bilimi olan siyaset ve sanat, çok eski uygarlıklardan günümüz modern çağına dek hep iç içe olan kavramlar olmuştur.

Tarih boyunca sanatçılar, yaşadıkları dönemin politik atmosferinden etkilenerek eserlerinde çağın sorunlarını ve toplumsal dinamiklerini yansıtmışlardır. Sanat, sadece bireysel duyguları ifade eden bir araç değil, aynı zamanda kitlelerin sesi olabilen güçlü bir iletişim yollarından biridir. Yüzyıllar boyunca savaşlar, devrimler ve toplumsal değişimler, sanatçıları etkilemiş ve onların eserlerini şekillendirmiştir. Sanatçılar, sanatlarını icra ettikleri çağın getirilerinden ve toplumsal özelliklerinden etkilenmiş; dolayısıyla yaşadıkları toplumdaki siyasi yapıya ilişkin imgelemelere eserlerinde yer vermişlerdir. Birçok sanatçı, toplumsal adalet, eşitlik ve özgürlük konularında mesajlar vererek toplumlarını dönüştürmeyi amaçlamışlardır. Böylece sanat, sadece bir estetik ifade aracı olmaktan çıkıp, sosyal bir hareketin ve değişimin önemli bir parçası haline gelmiştir. Sanatın bu çok yönlü doğası, onu hem bireysel hem de kolektif deneyimlerin paylaşıldığı bir alan haline getirmiştir. Bu doğrultuda Oktay da sanatı sadece estetik bir olgu değil, toplumsal ve siyasal bir güç olarak değerlendirir. Sanatın, toplumsal değişimleri yansıtma ve şekillendirme rolünü inceler. Sanatçıların eserlerinin, dönemin siyasi koşullarından nasıl etkilendiğini örneklerle gösterir. Kültürel ortamın, sanatçıların düşüncelerini ve eserlerini nasıl etkilediğini analiz eder.

Kitap, sanatın sosyal değişim üzerindeki etkilerini, sanatçıların toplumla olan sorumluluklarını ve sanatın iktidar ilişkileriyle etkileşimini tartışır. Yazar, sanatın eleştirel bir güç olabileceğini ve sanatçıların toplumsal sorunlara duyarlılık göstererek siyasete yön verebileceğini örneklerle açıklar. Eser, sanat ve siyaset ilişkisinin derinlemesine analizini yaparken okuyucuya düşündürücü bakış açıları sunar.

Sanatın siyasete alet edilmesi ve ideolojik bir propaganda aracı olarak kullanılması, sanatın özerkliğini ve özgünlüğünü kaybetmesine yol açar ve bu durum ciddi eleştiriler alır. Sanat, bir güzelliğin dışa vurumudur. Bu nedenle, sanatın ideolojik amaçlarla araçlaştırılması, sanatı bir “iş” haline getirir ve bu durumda zanaattan bahsetmeye başlarız. Kant’a göre sanat, “özgür sanat” olarak tanımlanan oyunsu haz alınan bir uğraştır. Zanaat ise bir amaca ulaşmak için gerçekleştirilen zahmetli bir süreçtir. Sanatın kendi dışında bir amacı yoktur. Marksist görüş ise sanat ve siyaset ilişkisine farklı bir bakış açısı getirir; sanatçıyı “üretici” olarak görür ve sanatın topluma farkındalık kazandırması gerektiğini savunur. Sanat, kapitalizmin gerçek yüzünü göstermeli ve işçi sınıfının zincirlerinden kurtulmasına yardımcı olmalıdır.

Görüyoruz ki, her ne kadar üzerine birçok farklı görüş olsa da geçmişten günümüze sanat ve siyaset hep birbirleriyle paralellik gösteren kavramlar olarak süregelmişlerdir ve Ahmet Oktay, toplumcu gerçekçi bir bakış açısına sahip olduğundan bu eserindeki görüşleri de bu bakış açısından nasibini almaktadır.

Oktay, Ahmet (2004). Sanat ve Siyaset, Everest Yayınları, İstanbul

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir