Kaçış, bireyin içsel ve dışsal dünyasında yaşadığı çatışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkan derin bir vazgeçiştir. Çaresizlik duygusunun ve çözümsüzlük algısının yoğunlaştığı anlarda, birey için bir kaçış, kurtuluş ya da sığınak olarak görünür. Bu durum, genellikle hem fiziki hem de ruhsal bir uzaklaşmayı beraberinde getirir.
Kendisini ifade edemeyen, iletişim kurma çabalarında başarısız olan birey, çevresindeki mekânlardan, insanlardan ve onları bu duruma sürükleyen bağlardan kopma isteği duyar. Ancak bu kopuş, çoğu zaman yalnızca dış dünyaya yönelik değil, bireyin kendi iç dünyasına da yönelir. Birey, çatışan benlikleri arasında sıkışır ve bir anlamda kendinden kaçma arayışına girer. Bu durum hem bireyin kimlik arayışını hem de ait olma çabalarını karmaşık bir hale getirir.
Kaçış eylemi, bireyin yalnızca bir kurtuluş çabası değil, aynı zamanda kendiyle yüzleşmekten kaçınma isteğinin de bir yansımasıdır. Bu yüzleşme ertelendikçe, kaçış daha derin bir içsel hesaplaşmaya dönüşebilir.
Erdoğan’ın Kabuk Adam eserinde, başkişi çocukluğundan beri sevgiyi sadece başarı ile deneyimlemiştir. Tüm gücüyle eğitime odaklanır, iyi okulları dereceyle bitirir ve genç yaşta CERN’e gitme fırsatı bulur. Romandaki olaylar, bu noktadan sonra başlasa da, geri dönüşlerle ailesiyle koşullara bağlı bir ilişki içinde olduğunu gösterir. İlişkilerini sağlam tutmak için yaptığı fedakârlık iş hayatında ona avantaj sağlarken, özel yaşamında engel oluşturur. Aileden uzaklaşmak, kahramana özgürlük sunar. İlk kaçış bu nedenle CERN’e gerçekleşir: “Yaklaşık iki yıldır, Avrupa’nın en büyük nükleer fizik laboratuvarında çalışıyordum. Meslektaşlarıma, akrabalarıma, Türkiye’deki dostlarıma göre (aslında tek bir dostum bile yoktu) övünülecek bir konumdaydım” (KA, 2012, s.3)
CERN’deki ayrımcılık, rekabet, ispiyonculuk ve uzun çalışma saatleri başkişinin bunalmasına neden olurken Maya devreye girer. Ortak geçmişlerini öğrenmeleri sıkı bir dostluk kurmalarını sağlar, ancak Maya işkolik ve hırslıdır. Tek ortak noktaları bale yapmış olmaları, intiharı denemiş olmaları ve edebiyata ilgi duymalarıdır. Başkişinin Maya’ya doğru yaptığı ilk kaçış, laboratuvarda canı sıkıldığında kendisini onun yanında bulmasıyla gerçekleşir. Karayipler’deki fizik seminerine sadece Maya başvurduğu için katıldığını söylemesi, gerçekte CERN’deki ortamdan kaçma isteğinden kaynaklanır: “Burası fizikçi jargonunda denildiği gibi, bir gettoydu ya da bir manastır. Bizden istenen üç şey vardı: Çalışmak, çalışmak, çalışmak. (…) Bir yandan cezaevi ya da askerlik arkadaşlıklarına benziyordu ilişkimiz, ancak bu tür dostluklarda görülebilecek fedakârlıkları içeriyordu, ama aynı zamanda ortak geçmişlerin, ortak acıların, ortak ruhların kesişmesiydi” (KA, 2012, s.4-6)
Karayipler’e seminere gitmek yerine tatile giden başkişi, oteldeki toplantılara katılmaz ve eğlenmeye odaklanır. Çünkü kaçtığı ortam burada da devam etmektedir. Fizikçi olan başkişi, diğer fizikçilerden ‘sıkıcı’ olarak söz eder. Bu durumda kaçışın farklı bir yönü, fizikçilerden kaçış biçiminde ortaya çıkar. “Fizik grubuyla uyumsuzluğum, daha ikinci gece patlak veren bir olayla açığa çıktı. (…) Bu adada, bu masada, dünyanın dört bir yanından gelmiş, hırslı, akıllı insanların arasında ne işim olduğunu düşünüyordum” (KA, 2012, s.10-12)
Adada gezintileri sırasında Tony ile tanışan başkişi, geçmişi suçlarla dolu olan bu adama zamanla ilgi duymaya başlar. Hayatı deneyimlerle öğrenen Tony, başkişinin alışkın olduğu insanlardan farklı olduğu için ‘kaçış’ yapılabilecek güzel ama aynı zamanda tehlikeli bir sığınaktır. “Giderek ilgim artıyordu. Hem bilgece bir yönü vardı hem de şeytanca; ikisi de aynı ölçüde çekiyordu beni. (…) Belki de dünyayı, benim için daha tanıdık ve duyarlı kılacak bir gizi biliyordu. Kafam durmuştu oysa; akıllıca, aptalca, söylenecek hiçbir şey bulamıyordum” (KA, 2012, s.24-25)
Arayış, kaçışın sonuçlarından biridir. Kaçış sebeplerinden kurtulmak isteyen birey, arayışa girer. Arayış; karaktere, ruhsal yapıya ve toplumsal konuma göre şekillenir ve mevcut durumun zıddını bulma kaygısı taşır. Arayış, yalnızlıktan kurtulma ihtiyacından ve kahramanların yabancılaşmaktan kaçınma arzusundan doğar. Bu nedenle arayış, kaçışın kaçınılmaz bir sonucudur.
Kabuk Adam’ın başkişisi, önce kaçış, sonra arayış yaşayan bir karakterdir. Kahramanın ilk arayışı, CERN’de duygularını paylaşabileceği birini bulma isteğidir ve bu da Maya ile tanışmasını sağlar. Bu tanışma, iş hayatından kaçışı sağladığı gibi özel hayata yönelmeyi de kısmen başarır. Benzer geçmişleri ve ilgi alanları, en önemlisi de iş dışında konuşabilmeleri, arkadaş olmalarını sağlar. “Uzun süre edebiyattan söz etmiştik; Lolita, on dokuzuncu yüzyıl Rus romanı, kadın yazarlar… Şimdiye dek, edebiyatla bu kadar ilgilenen bir başka fizikçi daha tanımamıştım, ama sanırım daha ilk günden ondaki edebiyat sevgisinin açığa çıkardığı çok önemli, temel özellikleri sezmiştim” (KA, 2012, s.5-6)

Başkişinin Maya ile dostluğu, iş hayatından kaçış ve yeni bir arayış getirir: işten ‘kaçış’ ve ‘arayış’. Karayipler’deki seminer, başkişiye harika bir tatil fırsatı sunar. Maya orada olacağı için başkişinin müracaatı ve kabul edilmesi, kendisini bulması açısından önemlidir. Şimdiye kadar başkişinin arayışları olumlu sonuçlanmıştır.
Karayipler’de tatil yapmayı planlayan kahraman, Cenevre’deki ortamın burada da devam ettiğini görür. Sıcak adaya gelen başkişi, zor hava koşullarının yanı sıra sıkıcı fizik toplantıları ve hocaların gözüne girmek için çabalayan öğrencileri görünce bu ortamdan kaçıp yeni bir arayışa yönelir. Bu arayış, Kabuk Adam Tony ile tanışmasına vesile olur.
Tony, hayata dair tecrübeleriyle başkişiyi etkileyerek onun geçmişe yolculuk yapmasına neden olur ve terk edilme, yalnız kalma korkularını yaşamasını sağlayan ‘baba’ figürüyle ilişkilendirilir. Başkişi, annesinin evi terk etmesi ve babasının annesini öldürmek için eve silah getirmesi gibi olaylarla yıkılır. Bu durumları geçmişine dönerek aktarır. “Bir okla vurulmuşçasına kıpırdayamıyordum. ‘Kaçıp gitme’, ‘benden kaçıp gitme’, ‘BENDEN’. Ağlamak istiyordum. Bir zaman birisi, BENDEN kaçıp gitmiş miydi? Kimdi bu? Annem miydi?” (KA, 2012, s.41)
Kahramanın ayakta kalmayı öğreten bir büyüğünün olmaması ve tehlike karşısında ne yapacağını bilmemesi, Tony’ye daha da bağlanmasına yol açar. Tony ile aralarındaki ilişki, ‘arayış’ temasının hayatı öğrenme, ona tutunma ve ‘yaşayabilme’ yönünü gösterir: “Orada kalmalıydım. O tek saniye, gizemli bir tek saniyede, okyanus, adını asla koyamayacağım bir şey öğretti bana. Yaşamın derinliğini ve sonsuzluğunu, gücünü. (…) Her şeyi biliyordu o, okyanusun sınırsız kudretini ve beni, o anda, Kabuk Adam ve okyanus ile sonsuza dek birleştiren bağı” (KA, 2012, s.42)
Başkişi, eğitimden ve fizikçilerden öğrenemediği sırları Tony’den öğrenmek için geri dönüşü olmayan bir hata yapar. ‘Arayış’ temasının son halkası, adadan ayrılmadan hatasını telafi etmek için kahramanın Kabuk Adam’ı bulma çabasıdır. Buradaki ‘arayış’ gibi görünse de Tony’nin kahraman üzerindeki önyargıları kırma ve hayata farklı bir bakış açısı kazandırma çabası, başkişinin ruhunu canlandıracak önemli bir manevi boyut taşır: “Gerçek Tony’yi, bir insan olan Tony’yi doğru dürüst sevmeyi başaramamıştım, ama bir mitosa dönüştürdüğüm Kabuk Adam’a benliğimi adamış, onun imgesini Tanrılaştırmıştım. Bir peygambere, bir ağlama duvarına, gerçek dünyadan kaçıp içine sığınabileceğim bir kabuğa dönüşmüştü Tony” (KA, 2012, s.137)
Tony sayesinde gerçeği net bir şekilde görebilen başkişi, fizikçi kimliğinin etkisiyle Tony’nin ‘kal’ isteğini reddedip CERN’e döner. Başkişinin kaçış macerası aileden CERN’e, oradan Maya’ya, ardından Tony’ye ve tekrar CERN’e dönüş şeklinde, simüle hayat ve gerçeklik arasında, eğitim ve tecrübe zıtlığında sürer.
Kaynakça
- Erdoğan, Aslı (2012), Kabuk Adam, 6. Baskı, İstanbul: Everest Yayınları.
- Karaca, Şahika (2012), Aslı Erdoğan’ın Taş Bina ve Diğerleri’nde Mekânın Halleri, Türkbilig, 24, 139-154.
- Korkmaz, Ramazan (2008), Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Ankara: Grafiker Yayınları.
- Özer, Nilay (2007), Aslı Erdoğan’ın Romanlarında “Yaşayan Ölü”: Kırmızı Pelerinli Kent ve Kabuk Adam Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme, Özgür Edebiyat, 4, 102-112.
- Şaylan, Gencay (2009), Postmodernizm, 4. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi.
- Yılmaz, Oylum (2013), Aslı Erdoğan’ı Sevmek ya da Sevmemek, Meselemiz Bu Değil! İzafi, 9, 64-67.