Varoluşsal Sorgulamalar Kıskacında Yabancılaşan Bireyin Toplumsal Eleştirileri
Kabuk Adam, Aslı Erdoğan’ın eserin en başından sonuna kadar sürdürdüğü varoluşsal sorgulamaların bir yansımasını sunar bizlere. Yazar, geçmiş acı hatıralarını şimdiki yaşanmışlıklarıyla harmanlayarak bir hesaplaşma içerisine girer. Varoluşsal sorgulamalar yaparken geçmişin acı hatıralarıyla birleşince yazar, bir kimlik bunalımı ile baş başa kalır. Anlatıcı; kırılgan, parçalanmış bir ruh haline sahiptir. Romanın ana karakteri, kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkileri aracılığıyla varoluşsal krizlerini ve sorularını yansıtır. Bu sorgulamalar, bireysel düzeyde başlayıp toplumsal ve evrensel boyutlara ulaşır.
“Ben tecavüze uğradım. Saldırıya da, on yaşımdayken … ‘Keskin, acı bir pişmanlık, cümlemi tamamlamamı engelledi. Kendimden nefret ediyordum. Bu iki olay da sır değildi, ama anlatmaktan hiç hoşlanmadığım, belleğimin en gözden uzak köşesinde çürümeye bıraktığım anılardı. Üstelik o şekilde söylemiştim ki Tony on yaşındayken tecavüze uğradığımı sanmıştı. On yaşındayken, okul kantininde, yirmi beş yaşlarında, şaşı bir adam bana saldırmıştı; iş tecavüze varmadan kaçmayı başarmıştım. Tecavüz ise üç yıl önce, çok sarhoş olduğum bir gece olmuştu; oldukça ünlü bir yazardı bunu yapan ve itiraf edeyim ki adamı kışkırtmıştım. On yaşımdan beri bastıramadığım bir suçluluk duygusu, o şaşı adamın yaka paça karakola götürülüşünün utancı, beni hep o yanda kalmış girişimi tamamlamaya, gerçek bir tecavüzü kovalamaya itti. Defalarca, defalarca tehlikeye attım kendimi ve başıma ne gelirse gelsin, bu duygudan kurtulamadım. Çünkü bu, masum bir insanın, bir çocuğun suçluluk duygusu. (KA, 2012, s.83)
Karakter, sık sık geçmişe ve travmatik anılarına dönerken ölüm ve varoluş hakkında sorgulamalar yaşar. Ölüm hem bir son hem de bir kurtuluş olarak görülmektedir. Romanın havası yoğun bir sessizlik ve boşluk hissi taşır. Bu boşluk, karakterin içsel eksikliğini ve arayışını simgeler. Karakterin çevresindeki doğa, bir yandan büyüleyici bir atmosfer yaratırken, diğer yandan bireyin yalnızlığını ve küçüklüğünü hissettirir. Karakter, bazen sessizliği seçerek gerçeklikten kaçmaya çalışır.
“Hiç düşünmeden, denetimsizce söylemiştim tek gerçek gizi mi, söyler söylemez de şaşırıp kaldım. İki yıldır, Türkiye’ den ayıldığımdan beri, Maya dışında hiç kimseye bunu açmamıştım. Geçmişimi kusmaktan ve acılarım için başkalarından teselli beklemekten vazgeçeli uzun zaman oluyordu. İntihar benim gizli dehlizim, içimde sürekli taşıdığım ve zaman geçtikçe derinleşen kuyumdu. Her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır. Tony’nin söylenmeyeni duyma, karanlık dehlizleri aydınlatma yeteneği karşısında çözülmüştüm. Beni öldürebileceği gibi, yaşamın öz suyu nu sunabilecek ve dünyaya somut bağlarla tutunmamı sağlayabilecekti Kabuk Adam.” (KA, 2012, s.45)
Varoluşçuluğun en önemli konularından biri olan özgürlük ve sorumluluk, roman boyunca yer alır. Karakter, özgür bir birey olsa da bu özgürlüğün getirdiği sorumluluklar konusunda zorlanır. Karakter, özgür seçimler yapmasına rağmen bu seçimlerin sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçınır. Karakterin hem bağımsız olmak istemesi hem de başkalarına ihtiyaç duyması, özgürlük ve sorumluluk arasındaki çatışmayı gösterir.
“Geçmişimi, köklerimi, yaldızlı gelecek he saplarımı yitirmek. Uzun, sıcak günler boyunca unutmak. Kendimi unutmak ve sonra yeniden bulmak. Şimdiye kadar yaşadığım, daha doğrusu, vitrinden seyrettiğim hayattan ve avuçlarım da tuttuğum kül renkli gelecekten belki çok daha güzel. Ama böyle bir serüvene atılmak, bir başkasının yaşamını ödünç alırcasına kendiminkinden vazgeçmek için çok fazla cesarete gereksinimim vardı. Sahip olabileceğimden çok daha fazlasına.” (KA, 2012, s.101)
Roman, Sartre’ın varoluşçuluk felsefesine yakın bir şekilde, bireyin özgür iradesiyle hayatına anlam katma çabasını işler. Ancak bu çaba çoğu zaman başarısız olur ve bireyin varoluşsal sıkıntısını artırır. Karakterin hissettiği anlamsızlık ve boşluk, Camus’nün “saçma” kavramıyla örtüşmektedir. Birey, yaşamın anlamını sorgularken tatmin edici bir cevap bulamayarak varoluşsal krizler yaşar.
“New York’ta geçirdiğim o kısacık haftada, yaşadığım dönüşümün belirtileri ortaya çıkmaya başladı. Farkında olmaksızın, başka biri olup çıkmıştım. Eski benliğimi, kurumuş bir kabuk gibi geride bırakmıştım ama yeni benliğime de bütünüyle sahip çıkamamıştım. Bir geçiş döneminde, iki ayrı varlığı bünyesinde barındıran, hibrid bir yaratık gibiydim.” (KA, 2012, s.135)
Roman okuyucuyu sadece bir hikâyenin içine çekmekle kalmaz, aynı zamanda insanın evrensel varoluşsal sorularıyla yüzleşmesine davet eder. Anlam, kimlik ve özgürlük gibi temalar, romanın bireysel ve toplumsal boyutlarında yankılanır. Bu yönüyle Kabuk Adam, felsefi derinliği olan bir eser olarak öne çıkar.
Kabuk Adam Tony de yazarı bir sorgulama içerisine sokar. Kabuk Adamın varlığı yazarın parçalanmış kimliği karşısında yazara nasıl davranması gerektiği konusunda bir karmaşa içerisine girmesine sebep olur.
“Karanlığa karşın yüzünde fark ettiğim acının boyutu altüst ediciydi. Kabuk Adam beni gerçekten çok seviyordu. Böylesine derin, içten, karşılıksız bir sevgiyi elde etmek için hiçbir şey yapmamıştım oysa. Şimdiye kadar hiç karşılaşmadığım, yabanıl, hatta canavarımsı bir aşktı bu ve beni korkutuyordu. (KA, 2012, s.58)
“O zaman farkında değildim ve ne yazık ki farkına varmakta çok geç kalmıştım ama şimdi biliyorum artık: Tony’ye âşık olmuştum. Oyunların ardına gizlenmem de bu yüzdendi. Yaşadığım bu duygu, şimdiye kadar duyduklarımın hiçbirine benzemese de, ancak aşk diye adlandırılabilirdi. Tiksinti ve korkudan, aşka doğru ani, bilinçsiz bir sıçrayış yapmıştım. Tırtıl, kelebeğe dönüşmüştü. (KA, 2012, s.84)
Başkişinin tatil için gittiği Karayipler’de tanıştığı Tony, ona gerçek hayatı ve özgürlüğü öğretmeye çalışır. Özgür ruhlu olan kahraman, sunulan hayatı reddederek kendi değerlerine yabancılaşır ve Cenevre’ye geri döner. Karayipler hakkında mutlu anılarını hatırlaması, yaptığı hatanın farkında olduğunu gösterir.

“Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. (…) Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır. (…) Yaşadıklarım, o her biri elmas değerindeki anlar su damlaları gibi kayıp gitti avcumdan” (KA, 2012, s.1-2)
‘Yabancılaşma’, bireyin iletişim zorluğu yaşaması ve yalnızlık çekmesi, arayışlarının sonuçsuz kalmasıyla toplumda kendine yer bulamaması ve değerlerine anlam verememesi demektir. Bireyin kaçış ve tutunma çabası arayışla sürerken, bu arayışta başarılı olamaması onu topluma ve değerlere yabancı kılar.
Kabuk Adam’ın başkişisinin yabancılaşması başlangıçta bireyseldir. Ancak bu yabancılaşma zamanla toplumsal yabancılaşmaya evrilir. Sevgi ortamında büyümemesi, eğitimi ve çalışma hayatının özel hayatını kısıtlaması gibi nedenlerden dolayı ‘yabancı’ hale gelir. Maya ile tanışırken geçmişte bale yaptığını söyler. Ailesinin eğitim başarıları için gösterdiği sevgi, bale gibi sosyal alanlardan vazgeçmesine neden olur ve benliğini elde etmesinin önünde engel oluşturur. Yoğun eğitim faaliyetleriyle gelen CERN deneyimi ise başkişinin özgürleşmesini engeller.
“Bu adada, bu masada, dünyanın dört bir yanından gelmiş, hırslı, akıllı insanların arasında ne işim olduğunu düşünüyordum. Yabancılık duygum ve mutsuzluğum öylesine artmıştı ki kalkıp gidecek gücüm bile kalmamıştı. Kaldı ki, boğucu sıcaklıktaki, bomboş oda dışında sığınabilecek bir yerim de yoktu. Belki birileri konuyu değiştirir, fizik dışında herhangi bir şeyden söz açardı, belki de birilerini ada merkezine inmek için ikna edebilirdim. Ama sabahleyin erken kalkma zorunluluğu yüzünden kimse buna yanaşmıyordu.” (KA, 2012, s.11)
Romanın ana karakteri, Karayipler’de olmasına rağmen derin bir yalnızlık ve yabancılaşma hissi yaşamaktadır. Bu yalnızlık, çevresindeki insanlarla ve kendisiyle olan ilişkisi üzerinden belirginleşir. Karakter, çevresini kendine ait bulamaz; sürekli “yabancı” gibi hisseder. Kendi benliğiyle bağlantı kuramayan karakter, içsel çatışmalar yaşar ve kimliğini anlamakta zorluk çeker. Bu durum, göçmenlerin ve yabancıların yaşadığı dışlanma, ötekileştirme ve kimlik arayışı gibi sorunlarla paralellik gösterir. “Zaten ömür boyu hep sahte, cansız bir dünyada, bir hapishanede yaşamıştım, gerçekliklerinden bile emin olmadığım insanlar arasında soluksuz kalmıştım.” (KA, 2012, s.39)
Karakter hem bir turist hem de bir “yabancı” olarak bulunduğu toplumda asla tam anlamıyla kabul görmez. Yerel halk ve yabancıların dünyaları arasındaki çatışma, kimlik ve kültür arasındaki uçurumu vurgular.
Roman, bireyin modern dünyadaki yalnızlığını ve anlam arayışını da eleştirir. Küreselleşen dünyada, insan ilişkilerinin yüzeyselleşmesi ve bireylerin kendilerini giderek daha fazla izole hissetmesi, romanın temalarından biridir. Başkarakter hem çevresindeki insanlarla hem de kendisiyle anlamlı bir bağ kuramaz. Özellikle erkek karakterle olan ilişkisinde, yakınlık ve mesafe arasında gidip gelen bir dinamik vardır. Bu durum, modern dünyanın bireyi yalnızlığa iten yapısına bir eleştiri olarak okunabilir.
“Bunu söyler söylemez de gerçeğin ta kendisini dile getirdiğimi anladım. Ben gerçekte fizikçi değildim, diplomalar, dereceler almış olsam da hiçbir zaman bir bilim adamı olamamıştım. Ne elmaları yere düşüren çekim yasası, ne de kozmoloji, Tony’nin korkunç yüzünün gerisindeki gizler kadar ilgilendiriyordu beni. Bu adaya, bu kumsala gelişimin bir amacı varsa eğer, o da anlatmaktı, okyanusun sonsuzluğunu, vahşi ve tutkulu yağmurları, Kabuk Adam’ı. İşte ancak o zaman, öyküler anlattığımı söylediğimde, Tony beni benimsedi; onun için gerçek bir insan olmayı o anda başardım, çünkü gerçek bir işle uğraşıyordum.” (KA, 2012, s.34)
Yazarın eleştirilerinin çoğu topluma yöneliktir. Bu eleştiriler onun toplum dışı biri olduğunu imlerken aynı zamanda içinde bulunduğu toplumsal algıyı da masaya yatırır. Aslı Erdoğan, cümlelerinin çoğuyla toplumsal algıya adeta savaş açar.
“Dönüş yolunda yanımda oturan Tim, içkiden dili dolaşarak sordu. “Senin zenci erkeklere bir zaafın mı var?” Hiç cevap vermeden sertçe ona doğru döndüm. “Bu kaçıncı böyle. Kumsalda dolaştığın o kabuk satıcısı, yat gezisindeki rehber, Frederickstedt’teki, şimdi de bu.” Doğrusu gözlem yeteneğine hayran kalmıştım, adada tanıştığım siyahi erkeklerden birini bile atlamamıştı. Ne de olsa bilim adamıydı! “Frederickstedt’teki bana uyuşturucu satmaya çalışıyordu, Faray’la da yalnızca dans ettim. Tony, kabuk satıcısı, benim arkadaşım. Konuştuğum bütün erkeklere zaafım olduğuna mı inanıyorsun, yoksa zencilerle cinsellik dışı bir ilişki kurulamayacağına mı?” (KA, 2012, s.93)
“Tim’e hesap verdiğim için bugün hala pişmanım. Şimdiki aklım olsaydı, “Evet, çünkü zenciler yatakta size fark atıyor,” der, geçerdim. Böylece de, ömrü boyunca cinsel gücünden kuşkulanmasını, gördüğü her siyahi erkekle kendini kıyaslamasını kolaylıkla sağlayabilirdim. Doğrusu kabalığı, cinsiyetçiliği ve ırkçı lığı ile bunu çoktan hak etmişti. Kadınları cinselliklerinden dolayı yargılamaya kalkan maçoları, kendi silahlarıyla vurmak çok zevklidir. Irkçılara, ayrımcılara karşı da bu yöntemi öneririm.” (KA, 2012, s.93)
Eserin başkişisi anlatıcı, düşüncelerinin çoğuyla tamamen toplum dışı biri olduğunu örnekler. Kadınlık – erkeklik mevzularında, hayata bakış açısında, ait olduğu bilim ekibin içinde hep dıştadır.
“Sonuçta alışmıştım, yalnızlığa, sevgisizliğe, yalnızca kendim için var olmaya, en insani tepkilerimin anarşistlikle suçlanmasına alışmıştım. Giderek, karşımdakilerin kafasındaki imgeye da ha çok benzemeye başlamıştım. Her geçen gün daha vurdum duymaz davranıyor, daha çok başkaldırıyordum, hiçbir otoriteyi önemsememeyi öğreniyordum. Şimdi de bu yaz okulunda en büyük yasakları çiğniyordum. Padişaha kazan kaldırdığım gibi, uslu uslu seminer dinlemek ve doktoralarını en iyi üniversitelerde tamamlamış bu parlak gençlerden birine aşık olmak yerine, serseri bir zenciyle gezip tozuyordum. Yoksa ben de, kara penis tutkunu hızlı kadınlardan biri miydim? Hakkımda böyle düşündüklerini çok iyi seziyor, bundan hınzırca bir tat bile alıyordum. Keşke hayatım onların sandığı kadar basit olabilseydi!” (KA, 2012, s.74)
“Sen yıllardır Amerika’da yaşayan, Amerikalılaşmış bir fizikçisin. Ülkendeki acılara sırtını dönüp gittiğin için bunca parayı veriyorlar sana, o kanın üzerine sıçramasına bile izin vermezsin. Bir fizikçi olduğun sürece senden istenen, insanın kendisine de sırt çevirmendir zaten. Çözümleyici bir zekadan başka değeri yoktur İnsanın; hedefi de, doğayı üç-beş formüle indirip dene tim altında tutmaktır. (KA, 2012, s.30)
Bir kadın olarak erkeklerin dünyasını ele aldığında oldukça sert bir üslup ve ironiyle toplum dışı birey olduğunu haykırır ve eleştirinin doruklarına çıkar. “Benim kadar yalnız ve umutsuz olan Maya, avuntuyu çoğu zaman tek gecelik ilişkilerde arardı. Genç ve güzel bir kadınsanız eğer, erkekler gövdenizi asla reddetmezler, sizi reddetseler bile. Bir yıl kadar önce, fizikçi sevgilisi, konuşmaya ya da mektup yazmaya bile tenezzül etmeden Maya’yı bir bilgisayar mesajıyla terk etmişti ve Maya o günden beri toparlanamamıştı. Bense bu “gece birlik” ilişkilerin, yalnızlığımı kısa bir süre için dindirse de, beni daha korkunç bir şefkat açlığına sürükleyeceğini düşünüyordum. Üstelik bir Türk kadınıydım, içinde büyüdüğüm hoyrat, sevgisiz toplumda, cinselliğim öldürücü darbeler yemişti. Kendime olan saygımı yitirmeden, böyle ilişkilere kolay kolay giremezdim.” (KA, 2012, s.74)
Roman, kadın olmanın zorluklarına dair evrensel bir eleştiri getirir. Başkarakterin bir kadın olarak yaşadığı yabancılaşma, erkek egemen toplumların kadın bireylere yüklediği baskı ve beklentilerle birleşir. Kadın karakterin, yabancı bir kadın olarak karşılaştığı cinsel tehditler ve erkeklerin kontrolcü tutumları, kadınların toplumsal hayatta maruz kaldığı tehlikelere işaret eder. Roman, toplumsal cinsiyet rollerinin kadınları nasıl sınırladığını ve onları yalnızlığa ittiğini eleştirir. “Tim’e hesap verdiğim için bugün hala pişmanım. Şimdiki aklım olsaydı, “Evet, çünkü zenciler yatakta size fark atıyor,” der, geçerdim. Böylece de, ömrü boyunca cinsel gücünden kuşkulanmasını, gördüğü her siyahi erkekle kendini kıyaslamasını kolaylıkla sağlayabilirdim. Doğrusu kabalığı, cinsiyetçiliği ve ırkçılığı ile bunu çoktan hak etmişti. Kadınları cinselliklerinden dolayı yargılamaya kalkan maçoları, kendi silahlarıyla vurmak çok zevklidir. Irkçılara, ayrımcılara karşı da bu yöntemi öneririm.” (KA, 2012, s.93)
Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam romanı, bireysel bir hikâyenin ötesine geçerek güçlü toplumsal eleştiriler içerir. Romanın geçtiği Karayip adaları, sömürgecilik sonrası toplumların sosyal ve ekonomik kırılmalarını yansıtır. Bu bağlamda Kabuk Adam, Batı’nın egzotik ve turistik bir cennet olarak idealize ettiği bu coğrafyanın, aslında yoksulluk, sınıfsal eşitsizlik ve kültürel çatışmalarla dolu gerçekliğini açığa çıkarır. Ayrıca, kadınlık, göçmenlik, sınıfsal eşitsizlik ve bireyin modern dünyadaki yabancılaşması gibi evrensel meseleler de romanın eleştirel odağında yer alır.
Yazar, toplum dışı biri olmanın yanında toplum dışı bireyleri sevdiğini de söyler. “Maya’nın yüzü buruşmuştu, yasadışı her şeyden, serserilik ten nefret ederdi. Bu bakımdan benim tam zıddımdı. Nedenini bilmiyorum ama toplumdışı insanlara hep yakınlık duymuşumdur.” (KA, 2012, s.77) Tony de aslında toplum dışı bir bireydir. Yaşadığı toplum içinde işlediği suçlar, yaşadığı zorlu hayat onu toplumun dışına itmiştir. “Yasadışı, karanlık bir geçmişin izini taşı yordu Tony. İnsan bir kere yasadışı işlere bulaştı mı, kokusunu hep üstünde taşır, doğrusu ben de bu kokuyu iyi tanının.” (KA, 2012, s.25)
Karayipler’de bulunulan çevre de yaşayanlar, yine toplum dışı insanlardan oluşmaktadır.
Orada, dört yıldızlı otellerden sadece iki yüz metre ötedeki bu gettoda, dünyanın bütün gettolarındaki kurallar egemendi; açlığın, yalıtılmanın, umutsuzluğun, şiddetin kuralları. (KA 2012, s.27)
Roman, turizmin yerel halk üzerindeki etkilerini eleştirir. Egzotizm beklentileri, yerel halkın kimliğini ve yaşam tarzını yabancıların tüketimine sunar. Sömürgecilik sonrası ekonomik sorunlar ve sınıfsal eşitsizlikler, roman boyunca hissedilir. Yerel halkın hayatına dair gözlemler, toplumsal yapının derin çelişkilerini ve adaletsizliklerini ortaya koyar. Turizmin ve egzotizmin bir tüketim nesnesi hâline gelmesi üzerinden yazar, modern dünyanın kültürel yüzeyselliğini eleştirir. Yoksulluk içinde yaşayan yerel halk ile turistlerin sahip olduğu ekonomik ayrıcalıklar arasındaki fark, çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilir. Yerel halkın turistlere olan bağımlılığı ve onların tüketim odaklı varlığından duyduğu hoşnutsuzluk, ekonomik ve toplumsal adaletsizliği işaret eder. Yerel halkın büyük bir kısmı, ekonomik ve sosyal sistemin dışına itilmiş, görünmez bireyler olarak tasvir edilir. Bu durum, toplumdaki sistematik dışlanmanın ve sınıfsal ayrımın eleştirisini içerir.
“James, adanın doğu ucunda St. Croix ölçülerine göre dağ sayılabilecek küçük bir tepenin üzerine kurulmuş, son derece lüks ve pahalı bir lokanta seçmişti. Garsonlar da dahil, içerideki her kesin beyaz derili olup Amerikanca konuştuğu, Tony’nin aylık geliriyle ancak bir aperitif alabileceği türden bir yerdi. İngiliz kolonilerindeki kulüpler gibi işte. Böyle yerlerden, kapıya bir giyotin kurup yediklerinden çok, yemeğe ödedikleri paradan tatmin olmuş, şımarık kelleleri kesmeyi düşleyecek denli nefret ederim.” (KA, 2012, s.28)
“Tony,” dedim sözünü keserek, “hiç kızgınlık duymuyor musun? Onlar bu kadar zengin ve sen bu kadar yoksulsun!” (KA, 2012, s.50)
Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’la birlikte en çok yapmaya çalıştığı toplumsal bir eleştiri sunmakla birlikte etrafındaki yozlaşmayı ortaya koymaktır. Zaman zaman eleştiri oklarını kendine de çeviren Erdoğan, içinde biriktirdiği öfkeyi, nefreti kusmaya çalışır. Hayata bir isyan edasındadır Kabuk Adam. Bilinenlerin aslında bilinmeyen olduğu; önemli görünenlerin önemsizliği, değer verilenlerin değersizliği onun kalemiyle masaya yaratılır. Erdoğan, en çok da toplumsal algıyla savaşır. Toplumsal algıların yanlışlığına ve toplumsal algıları kişinin kendi hayatını içinden geldiğince yaşaması yönünde büyük bir engel olarak yorumlar.
Toplumun kalıp yargılarıyla dalga geçer Aslı Erdoğan. Eserin otobiyografik yönünün de olduğuna dikkat çekmek lazım. Kitapta anlatıcı karakterin sahip olduğu yaşamsal özellikler Aslı Erdoğan’ın sahip olduğu özelliklerdir. Eserde savunulan görüşler, yapılan eleştiriler keza Aslı Erdoğan’ın düşünceleri olsa gerek. Bu noktada anlatıcı ile yazarın örtüştüğünü söylemek gerek.
Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam romanı, bireysel bir hikâye anlatırken aynı zamanda toplumsal eleştirilerle dolu çok katmanlı bir metin sunar. Bu eleştiriler hem evrensel hem de yerel bir bağlamda derin anlamlar içerir.
Kaynakça
- Erdoğan, Aslı (2012), Kabuk Adam, 6. Baskı, İstanbul: Everest Yayınları.
- Karaca, Şahika (2012), Aslı Erdoğan’ın Taş Bina ve Diğerleri’nde Mekânın Halleri, Türkbilig, 24, 139-154.
- Korkmaz, Ramazan (2008), Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Ankara: Grafiker Yayınları.
- Özer, Nilay (2007), Aslı Erdoğan’ın Romanlarında “Yaşayan Ölü”: Kırmızı Pelerinli Kent ve Kabuk Adam Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme, Özgür Edebiyat, 4, 102-112.
- Şaylan, Gencay (2009), Postmodernizm, 4. Baskı, Ankara: İmge Kitabevi.
- Yılmaz, Oylum (2013), Aslı Erdoğan’ı Sevmek ya da Sevmemek, Meselemiz Bu Değil! İzafi, 9, 64-67.