İçimde hayatın bittiğine dair bir his var. Belki de bu hayatı hiç yaşamadım, yaşadığımı sandım ya da hiç anlayamadım. Ne olursa olsun her şey aynı oluyor. Küçücük mutluluklar… Hayatımdan gelip geçen ne varsa her kim varsa yitip giden zamanın içinde kayboluyor. Ben kayboluyorum. Geriye kalan küçücük mutluluklar ve bir yığın hüzün. Ve iyi ki bu hüzünbaz kişi, sadece bu satırlarda var oluyor. Yaşamın içinde, insanlar arasında küçücük mutluluklarla yetinmeyi bilen benliğim bir şekilde dolaşmayı başarıyor. Gerçek hayatta bu hüzünbaz kişi nasıl yaşayabilir ki?
Kendimi anladığımdan beri ruhumu gelgitlere tutsak ettiğimi biliyorum. Bu gelgitlerin beni bitirdiği, tükettiği aşikar. Her şey, hoyratça acımasız bir sona doğru ilerliyor. Her şeye inatsa yaşam devam ediyor. Bağırıp durmak, isyan etmek, ölüyorum demek bunların hiçbir faydası da yok. Acıya çıkan tüm yollara karşın mutlu olmaya çalışmak bir avuntu, kandırmacadan başka bir şey değil. Ben sadece acıların içinde var olmak istiyorum, küçük bir mutluluk sonrası çekilen hüzünlerin altında ezilip durmayı değil.
Bana küçük bir mutluluk yaşatıp karşılığında yığınlarca acı bırakan her şey, herkes size inanmak bir suç muydu? İnanmamak, güvenmemek, sevmemek, değer vermemek mi gerekli daha az acı için. Ben her şeye rağmen devam etmedim mi, mücadele etmedim mi? Artık anlıyorum ki bunlar, küçücük mutluklar pahasına da olsa aptallıktan başka bir şey değil…