DEĞERLİ YÖNETMEN SONER SERT, SORU – CEVAP KÖŞEMDE

İlk uzun metrajlı filmi Acı Kahve ile 3 Ocak’ta sinemalarda izleme şansı bulacağımız değerli yönetmen Soner Sert ile güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. 11. Zeugma Film Festivali’nde izleme şansı bulduğum filmi beğeniyle seyretmiştim. İzleyen herkesin beğeneceğine inandığım bu filmin yönetmeni ile söyleşi gerçekleştirmek benim için güzel bir anı oldu. Değerli yönetmen Soner Sert’e teşekkür ediyor, nice güzel filmlerde birlikte olabilmeyi ümit ediyorum.

  • Sizi yeni tanıyanlar için sinema serüveninizden bahsedebilir misiniz? Sinemaseverler, sizin filmlerinizi izleyince nasıl bir Soner Sert sineması ile karşılaşacaklar?

Marmara Üniversitesi GSF Sinema-TV Bölümü’nden mezun oldum. Köprü (2012), Baba (2014), Hastabakıcı (2017) gibi kısa filmleri yazıp yönettim. Kısa filmlerimle ulusal ve uluslararası festivallere katıldım. Acı Kahve, yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiğim ilk uzun metrajlı filmim.

  • 2011 yılından itibaren kısa filmlerinizle sinemanın içinde olmanıza rağmen uzun metrajlı ilk filminizin 2024 yılında gösterime girmesinin sizce ne gibi sebepleri var?

90’larla birlikte başlayan süreçte, özellikle festivallere hitap eden filmlerin yönetmenleri, filmleri için kaynak yaratmak durumunda kaldılar. Bu varoluş, 2000’li yıllara da sirayet etti. Çoğu zaman bir senaryo ortaya çıktıktan sonra o işin yönetmenliğini yapmaya talip olan kişi çeşitli fonlara başvuru yapıyor. Kimi zaman bütçenin tamamlanması kısa sürüyor, kimi zaman da uzun sürüyor. Benim de ilk uzun metrajlı filmim için kaynak yaratma aşamam biraz uzun sürdü, denilebilir.

  • Pek çok sinema, belgesel ve dizi film setinde çalışmışsınız. Bu çalışma alanlarınızın size ve sinemanıza ne gibi katkıları olmuştur?

Estetik olarak bir katkısı olmuş mudur, bilmiyorum ama prodüksiyonel anlamda illaki katkısı olmuştur. Süreç nasıl işliyor, kim hangi işi yapıyor, neden hızlı olmak zorundayız, program dediğimiz şey ne işe yarar, gibi soruların cevapları bir sette çalışınca daha kolay öğrenilebiliyor.

  • 2018 yılında Emin Alper, Tolga Karaçelik, Ezel Akay, Deniz Akçay, Hüseyin Karabey ve Seren Yüce gibi yönetmenlerin, ilk filmlerinin teorik ve pratik yönlerini anlattığı röportajlarından oluşan, Film Çekmek – Yönetmenler İlk Filmlerini Anlatıyor isimli kitabın oluşma süreci ve sonrasını düşündüğünüzde bu röportaj yolculuğunun size ne gibi katkıları oldu?

Bir önceki soruyla doğrudan ilişkili olduğunu düşündüğüm bir soru bu. Bana sette çalışmaktan çok daha fazla katkısı oldu. Zira filmlerine aşina olduğum yönetmenlerle hem filmlerinin estetik yönünü hem de yapım aşamalarını konuştum. Tarihsel olarak da sinemanın geçirdiği evreyi gözlemleme imkânım oldu. Kitap yayımlandıktan bir süre sonra, benim gibi film yapmak isteyen pek çok sinemacı arkadaştan da aynı şeyleri duydum. Amacım biraz da buydu zaten.

  • 2019 yılında Kürt Sineması’nı odağına alan Devletsiz Bir Ulusun Sineması isimli kitabı yazma fikri ve süreci nasıl gelişti? Bu alanda kitap kaleme almanın size geri dönüşleri nasıl oldu? Nihayetinde oldukça eleştiriye açık bir tutumla karşılaşmış olabilirsiniz.

Yapısal bir eleştiriyle karşılaştığımı söyleyemem. Kürt Sineması gibi organik ve halihazırda güncelliğini koruyan bir sinema anlayışına dair teorik bazda bir şeyler söyleme fikri beni heyecanlandırıyor. Alana ilgi duyan ya da alanda çalışma yapan arkadaşlarla kimi zaman yüz yüze, kimi zamanda e-posta aracılığıyla sohbetlerimiz oldu. Bunlar da eleştiriden ziyade verimli tartışmalardı.

  • Acı Kahve filminizi Gaziantep’te Zeugma Film Festivali kapsamında izleme şansı buldum. Filminizi beğenerek izlediğimi söylemek isterim. Özellikle filmin hikayesi ve akışı iyiydi. Biraz bizlere filmin teknik çekimlerinden bahsedebilir misiniz?

Öncelikle teşekkür ediyorum. Teknik olarak filmin dünyasını şu şekilde özetleyebilirim: Filmin hikâyesini gerek oyunculara gerekse de ekibe anlattıktan sonra görüşlerimi “Kurmaca bir hikâyeyi belgesel gibi çekeceğiz.” diyerek açıklıyordum. Dolayısıyla sahnenin her yeri oyun alanıydı. Kamera her an için üçlü koltukta oturanlardan tekli koltukta oturana doğru dönebilirdi. Bu yanıyla bakıldığında hem oyuncuların hem de teknik ekibin her an hazır olması gerekiyordu. Bir nişan törenini odağa aldığımda, coşkusuyla ya da hüznüyle, bu olayın sahici duygulara sahip olduğunu düşünürüm. Bu sebeple kamerayı aktüel olarak kullanmaya karar verdim.

  • Acı Kahve filmini çekip bitirdikten sonra neler hissettiniz? Filminizle ilgili eksik kaldığını düşündüğünüz bir şeyler oldu mu?

Bir filmin yapımı uzun yıllar alıyor. İlk etapta çekimleri bitirmiş olmak tabii ki insana kendini iyi hissettiriyor. Ancak sonraki evre filmin post-prodüksiyon süreci başlıyor. Filmin yapım koşullarına bağlı olacak şekilde, kimi zaman aylar, kimi zaman da yıllar alabilecek bir süreç bu. Bu dönemde filminizi yüzlerce kere izliyorsunuz. Eksik ya da fazladan ziyade, filminizin güçlü yönleri ya da zaafları üzerine düşündürebilecek bir süreçten bahsediyoruz. Ben de filmimi her yönüyle düşündüm tabi.

  • Benim izlediğim filmlerde önemsediğim noktalardan biri alt metinleri verme noktasındaki başarısıdır. Siz eserlerinizde böyle bir kaygı güdüyor musunuz? Acı Kahve filminizi de göz önünde bulundurursanız bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Alt metin ya da üst metin gibi tartışmaların yöntemsel olarak işlevsel olduğunu düşünmüyorum. Bir hikâye öz itibariyle güçlüyse, alt metni de güçlüdür, üst metni de… Dolayısıyla bana göre böyle bir ayrım yok. Ama şu var tabi: Bir film neyi tartışıyor? Kilit sorunun bu olduğunu düşünüyorum. İki aile, “kız isteme organizasyonu” için bir araya gelir. Erdemlerini yüceltip erdemsizliklerini gizler. Günün sonunda işler karışır ve erdemsizlikleri ayyuka çıkar. Acı Kahve, bu varoluştan hareketle şekillenen bir küçük burjuva taşlaması… Başlangıçta değer olarak atfettikleri pek çok olgunun bir değersizlik anlamı taşıdığı süreç içinde anlaşılıyor. Dolayısıyla filmin temel tartışması, küçük burjuvaların ahlaki açmazları, diye düşünüyorum.

  • Sadece sinema alanında değil edebiyat alanında da eserler kaleme almışsınız? Sinemada mı yoksa edebiyatta mı kendinizi daha başarılı buluyorsunuz? Hangi alanda kendinizi daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?

Ben asıl olarak sinemacıyım. Sinema eğitimi aldım, sinema bölümünde akademisyenlik yapıyorum, sinema kitapları yazıyorum, sinema filmi çekiyorum vs. Edebiyat benim için bir söz söyleme alanı. Sinema ise bir varoluş biçimi…

  • Günümüz sinema sektörü ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Sinema sektörünün sizi zorladığı noktalardan bahsedebilir misiniz?

Sektörel anlamda en kayda değer sorun bana kalırsa ekonomik meseleler… Tanıdığım çoğu sinemacının çekmeyi düşündüğü senaryoları var ama para yok. Hem hayat çok pahalı hem de sektör içi harcama kalemleri ziyadesiyle büyük… Dolayısıyla bir filmin öncesinden sonrasına, ciddi bir ekonomiden bahsetmek gerekir. Aynı durum özne olarak sinemacıdan öte, yapımcı ve dağıtımcı için de bağlayıcı. Herkes, doğal olarak, önce yatırdığı parayı, sonra da kâr ihtimalini düşünüyor. Sektörel sıkıntı odaklı baktığımızda ise bunun yakın zamanda bir çözümü var gibi görünmüyor açıkçası.

  • İleride yapmak istediğiniz projeleriniz var mı, varsa bize bu projelerinizden bahseder misiniz?

Geçtiğimiz yaz ikinci uzun metraj filmim Annem Hakkında’yı çektim. Bugünlerde onun post-prodüksiyon süreci üzerinde çalışıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir