Kanon Kavramı
Kanon, en genel anlamıyla ölçü, kural ve yetkili örnekler bütünü olarak tanımlanır. Sözcük, Yunanca kanōn kökenli olup “cetvel” ve “ölçü çubuğu” anlamlarını taşır. Akademik bağlamda kanon, belirli bir alan içerisinde meşruiyet kazanmış ölçütler sistemini, yani hangi metinlerin, yazarların ya da eserlerin “temel”, “vazgeçilmez” ve “örnek” kabul edileceğini belirleyen yapıyı ifade eder. Bu yönüyle kanon, yalnızca estetik bir seçki değil; aynı zamanda tarihsel, ideolojik ve kurumsal bir inşa sürecinin ürünüdür.
Kanonun Disiplinlerarası Kullanımı
Edebiyat alanında edebî kanon, belirli bir edebî gelenekte öğretici, kurucu ve otorite kabul edilen eserler ile yazarların oluşturduğu bütünü ifade eder. Eğitim müfredatları, akademik okumalar ve eleştirel yaklaşımlar çoğunlukla bu kanon üzerinden şekillenir. Türk edebiyatında Fuzûlî, Bâkî, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler uzun süre kanonik kabul edilmiştir. Bununla birlikte feminist, postkolonyal ve marksist eleştiri gibi çağdaş kuramsal yaklaşımlar, kanonun dışlayıcı yönlerini görünür kılarak “kanonu kimlerin, hangi ölçütlere göre belirlediği” sorusunu gündeme taşımıştır.
Din alanında kutsal kanon, resmî olarak kabul edilen kutsal metinler bütününü ifade ederken, bu çerçevenin dışında kalan metinler apokrif olarak adlandırılır. Felsefe ve akademik disiplinlerde ise kanonik metin, bir düşünce alanının kurucu ve referans kabul edilen temel eserlerini tanımlar. Örneğin Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi, modern felsefe kanonunun merkezinde yer alan metinlerden biridir. Sanat ve müzikte kanon, hem teknik bir terim (müzikte çok sesli yapı) hem de “klasik” kabul edilen eserler bütünü anlamında kullanılmaktadır.
Kanon kavramı, anakronizmle karşıt bir ilişki içinde düşünülür. Kanon, süreklilik, düzen ve tarihsel istikrarı temsil ederken; anakronizm zamansal kırılmayı ve tarih dışılığı ifade eder.
Türk Edebiyatında Kanonun Oluşumu ve Dönüşümü
Türk edebiyatında kanon tartışmaları, yalnızca “hangi yazarların büyük olduğu” sorusu etrafında değil; iktidar ilişkileri, ideoloji, merkez–çevre karşıtlığı, cinsiyet, dil ve tarih yazımı eksenlerinde şekillenen çok katmanlı bir problem alanı olarak ortaya çıkar.
Erken Cumhuriyet Dönemi: İdeolojik Merkezli Kanon
Erken Cumhuriyet döneminde edebî kanon, büyük ölçüde Cumhuriyet ideolojisi, ulus-devlet inşası ve modernleşme projesi doğrultusunda oluşturulmuştur. Üniversiteler ve eğitim müfredatları aracılığıyla kurumsallaşan bu kanon, dilin sadeleşmesi, toplumsal fayda ve millî bilinç gibi ölçütleri öncelemiştir. Namık Kemal, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin bu dönemin kanonik isimleri arasında yer alır. Bu yaklaşımda edebiyat, estetik bir etkinlikten çok toplumsal bir misyon olarak değerlendirilmiştir.
1950 Sonrası: Estetik Merkezli Kanon
1950’li yıllardan itibaren çok partili hayata geçiş, bireyin ön plana çıkışı ve modernist anlatım tekniklerinin yaygınlaşması, edebî kanonun estetik temelli olarak yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Bu dönemde biçim, dil ve bilinç sorunları edebiyatın merkezine yerleşmiş; Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Necip Fazıl Kısakürek, Cemal Süreya ve Edip Cansever gibi isimler yeni kanonun belirleyici figürleri hâline gelmiştir.
1980 Sonrası: Kanonun Eleştirel Sorgulanması
1980 sonrası dönemde feminist eleştiri, postmodernizm, postkolonyal okumalar ve yeni tarih yazımı yaklaşımları, kanonun dışlayıcı ve hiyerarşik yapısını görünür kılmıştır. Bu bağlamda “kanonu kim belirler?”, “kadın yazarlar neden dışarıda bırakılmıştır?”, “taşra edebiyatı neden ikincil kabul edilir?” ve “popüler edebiyat neden değersizleştirilir?” gibi sorular öne çıkmıştır. Erendiz Atasü, Sevgi Soysal ve Leylâ Erbil gibi kadın yazarların kanona geç dâhil edilmesi, bu eleştirilerin somut örneklerini oluşturur.
Feminist ve Postmodern Yaklaşımlar
Feminist eleştiri, kanonun erkek merkezli bir seçki olduğunu savunarak edebî tarihin yeniden yazılmasını talep eder. Postmodern edebiyat ise kanonla bilinçli biçimde oynar; metinlerarasılık yoluyla “yüksek” ve “düşük” edebiyat ayrımını reddeder. Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Latife Tekin ve Hasan Ali Toptaş bu bağlamda kanonun sınırlarını zorlayan yazarlardır. Oğuz Atay’ın ölümünden sonra kanonikleşmesi, kanonun tarihsel ve değişken niteliğini açıkça ortaya koyar.
Nihilizm ve Kanon Eleştirisi
Nihilist ve varoluşçu metinler, anlamı, büyük anlatıları ve ulusal edebiyat fikrini sorgulayarak kanonun merkezini sarsar. Yusuf Atılgan, Bilge Karasu ve Ferit Edgü gibi yazarlar, bu eleştirel hattın Türk edebiyatındaki önemli temsilcileridir.
Sonuç
Günümüzde Türk edebiyatında tekil ve merkezî bir kanon anlayışından ziyade, çoğul ve parçalı kanonlar tartışılmaktadır. Kanonun tarihsel, ideolojik ve kurumsal bir inşa olduğu kabul edilmekte; alternatif okumalar ve dışlanmış metinler akademik alanda giderek daha fazla görünürlük kazanmaktadır.
Kaynakça
- Yıldız, S. (2015). Edebî kanon ve ideoloji. Notos Kitap.
- Irzık, S. (2008). Eleştirel perspektifler. Metis Yayınları.