“Lezaiz-i sufliyye” (لذائذ سفلیه) Arapça kökenli bir tamlamadır.
- Lezâiz (لذائذ): “Lezzetler, hazlar, zevkler” anlamına gelir. Tekili lezzettir.
- Sufliyye (سفلیه): “Aşağı, alçak, bayağı, dünyevî, nefsânî” anlamlarını taşır.
Dolayısıyla “lezaiz-i sufliyye” = aşağı hazlar, nefsânî zevkler, bedene ve dünyevî arzulardan doğan hazlar demektir.
📌 Daha çok ahlak ve tasavvufî metinlerde, insanı yücelten manevi hazlar (lezaizi ulyâ) ile karşılaştırılarak kullanılır. Buradaki vurgu, insanın ruhunu aşağıya çeken, geçici ve nefsin hoşlandığı zevklerdir: yeme-içme, cinsellik, mal-mülk tutkusu, şehvet, eğlence vb.
1. Tasavvufî Bağlamda Lezaizi Sufliyye
Tasavvuf literatüründe insanın iki yönü vardır:
- Nefsânî yön → bedene, şehvete, mala, geçici hazlara bağlı olan taraf.
- Ruhânî yön → Allah’a yaklaşmaya, arınmaya ve hakikate yönelen taraf.
Burada lezaizi sufliyye (aşağı hazlar), nefse hitap eden, insanı dünyevî esarete sürükleyen zevklerdir.
- Gazâlî (İhyâ-u Ulûmiddîn): Dünyadaki lezzetleri üçe ayırır: zarurî (hayatta kalmak için), faydalı (sağlık ve toplumsal düzen için), ve zararlı (nefsânî arzuları besleyen). Zararlı olan kısmı “suflî” olarak görür.
- Mevlânâ (Mesnevî): “Lezzeti surette arama, o hevestir. Hakikî lezzet, gönüldedir.” der. Ona göre dünyevî hazlar ruhu aşağıya çeker, asıl haz ilahî aşkın verdiği huzurdur.
- İbn Arabî: İnsan, “nefsin hevesleri”ne kapıldığında hakikatten uzaklaşır. Hakikî varlık bilgisine ulaşmak için “suflî lezzetleri” terk edip “ulvî lezzetlere” yönelmek gerekir.
📌 Kısaca: Tasavvufçular için lezaizi sufliyye, geçici ve nefsin hoşuna giden ama insanı hakikatten uzaklaştıran dünyevî zevklerdir. Karşıtı lezaizi ulyâ (yüce hazlar, manevi zevkler)dir.
2. Felsefî Bağlamda Lezaizi Sufliyye
Batı felsefesinde de “aşağı hazlar – yüce hazlar” ayrımı vardır.
- Epikuros: Haz, yaşamın amacıdır ama aşırılık kötüdür. O da bedensel hazları (yeme, içme, cinsellik) daha “aşağı” görür, zihinsel dinginliği (ataraxia) daha yüksek bir haz kabul eder.
- Aristoteles: İnsanın amacı “eudaimonia”dır (mutluluk/erdemli yaşam). Salt bedensel zevklere yönelmek “hayvanca bir hayat”tır; asıl mutluluk erdem ve akılla gerçekleşir.
- Nietzsche: Burada biraz farklıdır. Nietzsche, Hristiyan ahlakının hazları küçümsemesini eleştirir. Ancak o da sürü insanının “küçük hazlarına” (gündelik, bayağı zevkler) karşı, “üstinsanın yaratıcı coşkusunu” üstün tutar.
- John Stuart Mill (faydacılık): Hazları ikiye ayırır: aşağı hazlar (bedensel) ve yüksek hazlar (zihinsel, ahlaki, estetik). Ona göre bir insanın şiir okumaktan aldığı haz, sıradan bir bedensel zevkten daha değerlidir.
📌 Yani felsefede de tasavvufla benzer bir ayrım vardır: bedensel-nefsanî zevkler düşük, zihinsel/ruhanî hazlar yüksek kabul edilir. Fakat Nietzsche gibi bazı filozoflar, bu ayrımın kendisini sorgular.
3. Karşılaştırmalı Sonuç
- Tasavvufta: Lezaizi sufliyye = insanı Allah’tan uzaklaştıran nefsânî hazlar → zararlı, aşağı.
- Felsefede: Daha çok akılcı düşünürlerde bedensel hazlar düşük, zihinsel/erdemli hazlar yüksek. Nietzsche ise bu ayrımı problemli görür.
Dolayısıyla kavram hem ahlaki-tasavvufî hem de felsefî-etik tartışmalarda “aşağı zevkler”i işaret eden ortak bir terimdir.