ODAMDAKİ YAZILAR ÜZERİNE…

Odamın duvarlarında anlamını sadece benim bildiğim, içimde acıyla taşıdığım yazılar var. Hayır, sıradan yazılar değil, benliğimin cümleleri. Belki bir başkasının özenle ve süsleyerek yazdığı, belki de o başkasının çoktan unuttuğu ve artık sadece benim için bir izaha kavuşan ruhumda acıyla bezenmiş yazılar. O yüzden benim duvar yazılarım diyorum. Tek sahibi benmişim her şeyin. Şimdiyse hiçbir şeyin sahibi değilim. Ve artık bildiğim tek bir şey var: Hayatım boyunca hiçbir şey benim olmayacak ve ben hiçbir şeye ait olmayacağım…

Unutmayı istediğim çok şey var. Tıpkı şu karşımda durup gözlerini bana diken yazı gibi. Duvardaki yazının içime işlediği anlamı, yazıldığı anda bir kader cümlesi sayışımı, bir inancın acımasızca tüketilişini ve o zamanlar yaşattığı artık hüzün artığı olan o güzellikleri. Ve en trajik olanı sonunun en baştan ne olacağını söyleyen o anlamını: senin hayatın içinde kayboluşunu; ama benim seni bulamayışımı. Bir şiirimin en dokunaklı cümlesi oluşunu. Bu duvar yazısıyla ilgili her şeyi unutmak istiyorum. Bazen görmemek, defalarca bakıp okumamak için evimin başka odalarında gezdiriyorum bedenimi, başka duvarlara dönüyorum yüzümü. Başka bir yerde kıvrılıp yatıyorum. Ama her seferinde başka başka acılar, aynı varlığın sebebiyet verdiği bitimsiz kırgınlıklar. Sanki evin her köşesi, her duvarı, her gölge beni aynı yere sürüklüyor: o yazıya, o cümleye, o anımsamaya.

Her şey öylesine basit ve sıradan görünüyor ki. Birkaç gündür bu yazıları silmek geliyor içimden, bu hayatımın en basit ve en sıradan eylemi olabilir mi şimdi? Bir köşeye bıraktığım boyaları alıp, hiçbir şey düşünmeden ya da umursamadan bu yazıların üzerine bembeyaz bir örtü çekebilir miyim? Bir fırça darbesiyle geçmişi susturmak, bir beyazlıkla hafızayı örtmek… Ama silsem de, bir gün o yazıların hiç orada olmadığını unutabilir miyim, hayatımın bir döneminde kendime kader cümlesi yaptığım o cümleyi zihnimden çıkarıp atabilir miyim? Bir zamanlar tam karşımda bir yazı vardı. “Ya ne yazıyordu acaba?” diye zihnimi yoklayıp, “Hatırlamıyorum artık” diyebilir miyim? Yoksa bu yazı, silik bir anın içinde yitip gidemez mi; sadece yer mi değiştirir duvardan kalbe?

Unutmak, sessiz bir yeniden doğuşun kapısıdır.
Bir kelime, eski gölgesini bırakır, yeni bir ışığa yürür.
Her çizilen satır, bir başka satırın davetidir;
her boşluk, bir anlamın gizli tohumu.
Ben, kendi hikâyemde, her unutuluşla yeniden filizlenen bir cümleyim.
Geçmişin ağırlığı, geleceğin hafifliğine dönüşür;
ve hatırlamak, artık unutmanın en derin şiiridir.

Bu metni bu dizelerle bitirecek kadar umudum var mı ki?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir