İçimde hep bir şeyler kırılıyor, sesi dışıma değil, içime çarpıyor önce. Sonra yavaş yavaş dökülüyor parçalara; kelimelere, suskunluklara, gecenin en ıssız yerine. Ne zaman bir satıra sığınsam, göğsümdeki enkazın birazını oraya bırakıyorum. Bir anıdan kalan cam kırığı gibi saplanıyor zamanın ucuna, her seferinde biraz daha acıtarak hatırlatıyor; mutluluk, şimdi sadece hatırlanması bile acıtan bir uzaklık. İçimde yığılı duran şeyler var; konuşamayan cümleler, tutulamayan gözyaşları, gülüşün gölgesine bile tahammül edemeyen bir kırgınlık. Ve o şeyler artık dışıma taşıyor, usulca değil, gürültüyle. Bir şamata gibi dolanıyor acılar; sanki yas, sessizlikten bıkmış da, kendini gürültüye vurmuş gibi. Evet, bazen acı da bağırmak ister ; çünkü sustukça çürür.
Gözlerimde, var olan her şeye dair bir parçalanmışlık izi; neye baksam eksik, neyi tutsam kayıp. Kırık dökük duygularımla yüzüne bakıyorum hayatın, bir yabancıya bakar gibi… Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmek, işte asıl delilik bu. Bir insan, bir başkasına tarifsiz bir acı bırakıp onu kendi sessizliğinde yalnızlığa terk ediyorsa — ve arkasına bile bakmadan geçip gidiyorsa — bu, ruhun cinayetidir. Kelimeler yetersiz kalıyor; çünkü o, bir bedeni değil, bir iç dünyayı susturmuştur.
Neden hep mutsuz anılara saplanır kalır insan? Çünkü acı, unutmaz. Çünkü acı, sabırlıdır. Birikir… Ve bir çığ gibi, en savunmasız anımızda içimize düşer. Hayat, mutlu anlarla değil, bizi uykusuz bırakan anıların toplamıymış gibi. Ben artık hiçbir şey beklememeyi öğrendim. Bu da bir yorgunluk biçimi belki, ya da yeni bir savunma yöntemi.
Yüzlerini yitirdiğim insanlar var, silmek istedikçe daha çok beliriyorlar belleğimin duvarlarında. Peşimden gelen gölgelerle yaşıyorum, bir hortlak gibi dizime dolanıyorlar her adımda. Ve tüm mutlu anlar… hep küçük, hep sığ. Bir cümleye, bir bakışa sığmış mutluluklar.
Keşke o küçük anların arasında kalsaydım, orada yaşasaydım bir ömür. Ne büyük bir sığınaktı o kırık gülümsemeler. Şimdi yalnızca hatırladığımda bile kalbimde bir uğultu başlıyor. Yas, bazen çok konuşur. Bazen gürültülü bir sessizlik olur. Ve bazen, en çok da o zaman can yakar.
Selam olsun, tüm kırılmış şeylere, tüm kırılmış kimselere…