DEĞERLİ YÖNETMEN OZAN YOLERİ, SORU – CEVAP KÖŞEMDE

1992 yılında Edirne’de doğan Ozan Yoleri, son dönem başarılı yönetmenlerimizdendir. Pek çok uzun metraj filmde reji asistanlığı yapan ve birçok kısa filmde yardımcı yönetmen olarak emek veren Yoleri, asıl çıkışını 2019 yılında Aylin kısa filmiyle yapmıştır. İlk uzun metraj filmi başrolünde Ahsen Eroğlu’nun yer aldığı “Başlangıçlar” ile de sinemada var olacağını gösteren Yoleri, bu filmiyle İstanbul Film Festivali, Ulusal Uzun Film Yarışması, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Mansiyon Ödülü’nü kazanmıştır. Ben de Başlangıçlar filmini Başka Sinema sayesinde izledim. Filmi beğenerek izlediğimi ayrıca belirtirken kendisine köşemde olduğu için teşekkür eder, sinema yolculuğunun daim olmasını temenni ederim.

  • Sinema yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi yeni tanıyacak olanlar için sinema yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Sinemaya liseden beri ilgim vardı, ama profesyonel olarak yapabileceğimi üniversite döneminde düşünmeye başladım. Bunda Mithat Alam Film Merkezi’nin ve Mithat Bey’in etkisi oldu diyebilirim. Seçmeli film dersleriyle başlayıp sektörden insanlarla bağlantılar kurarak devam eden bu süreç üniversitenin son döneminde yönetmen asistanlığına evrildi ve sonrasında da devam etti.

  • Sinemanızı geliştirmek için neler yaparsınız, sinemaya merakı olanlar için ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz? Sinemanız ile ilgili olmazsa olmazlarınız var mı?

Olmazsa olmazım diyebileceğim kadar uzun bir tecrübem henüz yok. Aynı sebeple tavsiye verecek bir konumda değilim diye düşünüyorum. Kendi pratiğim film izlemeye ve senaryo okumaya dayanıyor.

  • Sizce Ozan Yoleri için sinema hangi amaçlarla onun hayatında? Bu amaçları gerçekleştirebileceğinize inanıyor musunuz?

Ben de henüz bu sorunun cevabını keşfetme aşamasındayım. Hayatta hepimizin anlam arayışında olduğunu düşünüyorum, sinema benim için şu an bu arayışa karşılık geliyor. Amacı da bu arayışın içinde düşünebiliriz sanırım.

  • Başlangıçlar filminin iki senaristinden biri olarak bir kadının hayatını yazmak bir kadının bakış açısıyla yaşama bakmak nasıl bir şeydi? Bunu açıklayabilir misiniz? Bir kadın gibi düşünüp bunu filminizde başarılı bir şekilde yansıtabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Arada kalmışlık, gelecek anksiyetesi, şehirle yaşanan aidiyet problemi gibi meselelerin temelinde, cinsiyetten bağımsız olarak benzer köklerin yer aldığını düşünüyorum. Nitekim Aysın’la çalışırken bu açıdan birçok gözlemimizin ortaklaştığının farkındaydık. Kadın bir karakter yaratırken ona özgü bir deneyim ve farkındalık oluşturmak daha detaylı çalışmayı gerektiren kısımdı. Aysın’ın bu açıdan çok katkısı oldu. Hem hikayenin bütününde hem de sahnelerdeki küçük gündelik detaylarda bir kadın karakterin gözünden bakmak için benim sahip olmadığım içgörüleri Aysın’ın sağladığını söyleyebilirim.

  • Bir yönetmen veya senarist olarak sizi diğer yönetmen ya da senaristlerden farklı kılan özellikleriniz sizce nelerdir? En fazla hangi açılardan kendinizi özgün buluyorsunuz?

Bu, en azından bu erken aşamada, doğrudan cevaplayabileceğim bir soru değil- bu biraz daha izleyici ya da eleştirmenlerin alanına düşüyor. Bunun yerine arkaplanda nasıl çalıştığıma, nelere odaklandığıma kısaca değinebilirim, belki bu okuyucu için karşılaştırabileceği bir alan yaratır.

Kendi adıma bu dönemde hayatında bir geçişin/değişimin arifesinde olan karakterler ilgimi çekiyor. Bu nedenle öncelikle karakterlere ve içinde olabilecekleri döneme dair düşünerek çalışıyorum. Senaryonun iskeleti ve buna bağlı oluşan olay örgüsünü daha sonra, bu karaktere uyacak biçimde şekillendiriyorum.

  • Defne karakteri beni tanımlayamadığım bir üzüntü içerisine soktu. Belki de çok tanıdık geldiği için, belki de hayatımızın içinde kopup gelen biri olduğu için. Yaşamın içinde savrulmamak elde değil, özellikle kendinizi yaşamda hep asılı halde hissediyorsanız… Yine de filmi oluştururken tam olarak neyi düşündüğünüzü ne anlatmak istediğinizi kafamda tam olarak oturtup oturmadığımdan emin değilim. Filmle ilgili hem çok şey söyleyecek hem de hiçbir şey söyleyemeyecek gibi hissediyorum kendimi. Farklı bir büyü içerisindeyim. Hayata nasıl başlayacağını ya da nerden başlayacağını bilmeyen bir birey olan Defne… Ve bunun karşısında hayatını bir şekilde kuran diğerleri mi? Ya da aslında hayata bir şekilde iyi ya da kötü devam eden aslında hayatın içinde ne yaptığını ya da ne yapacağını bilmeyen savruk yaşamlar mı?

Film bu kafa karışıklığını yaşadığımız bir dönemde yazıldığı için aslında sorunuz bir anlamda kendini cevaplıyor. Senaryo iki buçuk yıla yayılan bir dönemde şekillendi, bu da Aysın’ın ve benim 27-29 yaş aralığımıza tekabül ediyor. Bunu uzun süren bir ruh hali olarak tanımlayabiliriz; sebeplerinin tam olarak adı konamayan, bu yüzden bir türlü çözüme ulaşmayan ve farklı şekillerde kendini tekrarlayan/hatırlatan bir ruh hali. Filme aktarmaya çalıştığımız şey bu yirmili yaşlarının ortalarında olma deneyimi. Bu nedenle sorunuzun cevabı nereden baktığına bağlı olarak söylediklerinizin hepsi olarak da cevaplanabilir, ya da hiçbiri de olabilir.

  • Yolunuza ışık olan size ilham veren yazarlar ya da yönetmenler kimlerdir? Hangi açılardan onlardan etkilenmişsinizdir?

Filmde de kısaca değindiğimiz Henry Miller, Başlangıçlar’ın fikirden hikayeye dönüşmeye başladığı dönemde “arada kalmışlık” hissini ve deneyimini aktarma bakımından beni etkileyen bir yazardı. Melisa Kesmez’in öykülerinde yarattığı durumları ve karakterlerinin iç dünyalarını çok basitmiş gibi duran -ama yaratım sürecinin çok meşakkatli olduğuna emin olduğum- günlük hayattan anlarda aktarmasını ilham verici buluyorum.

Yönetmenlere detaylarıyla girersek bu sorudan çıkamayız, o nedenle Ettore Scola, Sidney Lumet ve Claude Sautet diyerek sonraki soruya geçelim.

  • Gelecekte yapmak istediğiniz sinema projeleri var mı, bizlere bu projelerden bahsedebilir misiniz?

Henüz erken aşamada oldukları için bu projelerle ilgili detay vermem doğru olmaz diye düşünüyorum, süreç içerisinde projeler de evriliyor. Geriye dönük yanlış bir bağlam oluştursun istemem. Fakat az önce bahsettiğim gibi geçiş dönemlerindeki karakterler üzerine çalışıyorum ve muhtemelen buradan beslenen hikayelerle ilerleyeceğim.

  • Sinema sektörü; maliyet, reklam, siyasi konjüktör vb. durumlardan dolayı kolay bir alan değil; film çekerken ya da çektikten sonrasında sizi daha çok neler yormakta ya da zorlamaktadır?

Bahsettiğiniz farklı düzlemlerin sürdürülebilirlik meselesinde kesiştiğini düşündüğüm için bu noktadan hareketle cevaplamak isterim. Bir film üretimi tek seferlik bir süreç değil, fakat günümüzdeki şartlar yapımcı/yönetmenleri “bu proje bitsin sonrasına bakarız” diye düşünmeye zorluyor, çünkü tek bir filmi bitirmek dahi büyük bir mesele. Bu da senarist ve yönetmenler için yaratım sürecini, yapımcılar için projelendirme, finansman ve takvimleme süreçlerini çok zorlaştırıyor. Buradan da peşisıra üretim, post prodüksiyon ve dağıtım aşamasındaki zincirin diğer halkalarına sıçrayan bir tıkanıklığa ilerliyor. Her bir proje için bunun yaşandığını düşündüğümüzde sektörel bir tıkanmadan bahsedebiliriz. Çok katmanlı bu sorun her aşamada hepimizi zorluyor diye özetleyebilirim.

  • Bu soruların dışında sizin ayrıca eklemek ya da söylemek istediğiniz şeyler var mı?

Sorularınız ve filme yer ayırdığınız için teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir